Haber Detayı
06 Eylül 2020 - Pazar 21:30
 
Bingöl’de halk hekimliği
Dr. Öğretim Üyesi Yılmaz Irmak, Bingöl’de geleneksel yöntemler ve ilaçlarla yapılan tedavi uygulamalarını araştırdı.
GÜNDEM Haberi
Bingöl’de halk hekimliği

Haber: Ömer ŞANLI

Dr. Öğretim Üyesi Yılmaz Irmak’ın Bingöl Araştırmaları Dergisinde 2018 yılında yayımlanan ‘Bingöl Halk Hekimliği’ başlıklı çalışması, Bingöl’de geleneksel yöntemlerle uygulanan tedavi uygulamalarını ortaya koyuyor. Bingöl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde görev yapan Dr. Öğretim Üyesi Yılmaz Irmak, 21 Ağustos itibariyle Bingöl Üniversitesinden ayrıldı.

Bingöl’de alan araştırması yöntemiyle elde edilen halk hekimliği uygulamaları ele alındığı çalışmada, Bingöl merkez ve merkeze bağlı köyler başta olmak üzere Solhan, Genç, Karlıova ve Yedisu gibi ilçelerde yapılan araştırma sonucu elde edilen bilgilere yer verildi.

Dr. Öğretim Üyesi Yılmaz Irmak, “Sözlü kültürün ve kırsal yaşamın hâlâ canlılığını sürdürdüğü bir il olan Bingöl, bu konuda araştırmacılara zengin bir malzeme sunmaktadır” diyor.

Yılmaz Irmak, çalışmasında şu bilgilere yer veriyor:

“TÜRBE VE ZİYARET YERLERİ ARACILIĞIYLA SAĞALTIM

Yörede çocuk sahibi olabilmek için ziyaret yerlerine veya türbelere gidilmekte, burada iki rekât namaz kılınıp ve dua edildikten sonra adak kesilmektedir.

Ziyaret yerinden alınan bir miktar toprak, çocuğu olmayan kadına yedirilmektedir. Türbe ziyaretinde küçük bir kâğıt parçasına bir dilek yazılarak suya atılmaktadır. Ayrıca taştan yapılan beşik, bebek çorabı veya bebeklere ait emzik gibi eşyalar ağaçlara asılmaktadır. Eğer çocuk olursa çocuğa, türbede yatan velî kişinin adı verilmektedir (Irmak, 2016: 115).

Bingöl’de Göltepesi (Çan) köyü mezarlığında bulunan Şeyh Ahmed türbesi; özellikle yürüme sorunu ve kas hastalığı olan kişiler, cilt hastalığı olanlar, epilepsi hastaları, sürekli baygınlık geçirenler ve akıl sağlığı yerinde olmayanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Güveçli (Sini) köyü yakınlarında bulunan Ahmed türbesi ise; yörede kısmetini açmak ve evlenmek isteyenler tarafından ziyaret edilmektedir.

Kerametleriyle bilinen bir zat olan Şeyh Alauddin türbesini depresyon ve ruhsal hastalığı bulunan insanlar ziyaret etmektedir. Şeyh Muhyiddin türbesi, genellikle nazardan kurtulmak isteyen insanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Yusuf-ı Harputî türbesindeki elma ağaçlarındaki şifalı olduğuna inanılan elmalar, ziyarete gelenler tarafından yenilmektedir. Ayrıca sıtma hastalığına yakalanan kişiler, bu türbenin hemen yanında bulunan sıtma pınarının suyu ile yıkanmaktadır. Şeyh Cemal türbesini ziyarete gidenler yanlarında şeker veya su götürmekte ve türbeyi ziyaretten sonra bu yiyecek ve içecekleri teberrük olarak dağıtmaktadırlar. Şeyh Hasan türbesinin mezar taşı halk tarafından kazılmakta ve bu taşın tozu şifa niyetiyle yemeklere katılmaktadır. Çocuk sahibi olmak isteyenler Şeker Baba türbesine gelerek çocuklarının olması için dua etmekte ve türbede bulunan dilek ağacına beşiği andıran bezler bağlamaktadırlar. Ayrıca adağı olan kişiler perşembe günleri bu türbeyi ziyaret ederek kurbanlarını burada kesmektedirler.

Şeker Baba’dan alınan taşlar teberrük kabul edilmektedir.

Yörede rahatsızlığı olan insanlar, Molla Ali’nin mezarının yanında uyuyarak şifa bulacaklarına inanırlar. Molla Ali’nin ruhsal hastalığı olan insanları, bugün halk arasında “daire kurma” olarak bilinen bir yöntemle iyileştirdiği söylenmektedir. Melik Ahmet ziyaretinin özellikle kas ve kemik rahatsızlığı olan hastalar için şifalı olduğuna inanılmaktadır. Şehidê Deştê ziyaretinin yakınında bulunan suyun, şifalı olduğuna inanılmaktadır. Dilekleri olan insanlar bu ziyaret yerine gelerek mezarın üstündeki küçük çalılığa ve mezar taşına ip ya da bez parçası bağlayarak adaklarını kesmektedirler. Karer Baba ziyaretinden getirilen taş ve ağaç parçalarının, yörede ikamet eden Alevi Zazaları tarafından teberrük olduğuna inanılmaktadır. Bu teberrükler, hasta olan kişinin şifa bulması için başına asılmaktadır. Ziyarete gelenler adaklarını burada kesmektedirler. Evlenmek için kısmetinin açılmasını isteyenler Şehit Asker ziyareti yakınındaki ağaca çaputlar bağlamaktadırlar. Az ziyaretinin yakınlarında bulunan suyun şifalı olduğuna ve hastalıkları iyileştirdiğine inanılmaktadır. Ziyarete gidenler bu sudan teberrük olarak bir miktar yanlarında götürmektedirler. Kumandan Halit’in mezarı, halk tarafından şifa amaçlı ziyaret edilmektedir. Seyda Efendi ziyaretine gidenler teberrük olarak mezarına şeker veya çeşitli yiyecekler götür ve bunlar şifa niyetiyle dağıtılmaktadır.

Beyaz Mezar ziyaretinin mezar taşından alınan taşlar, toz hâline getirilerek yemeklere katılmakta ve bu yemek, şifa niyetiyle hastalar tarafından yenilmektedir.

NAZAR ÇIKARMA YOLUYLA SAĞALTIM

KURŞUN DÖKME: Nazara uğramış birisini nazarın olumsuz etkisinden kurtarmak için en sık yapılan uygulamalardan biri de kurşun dökmedir. Kurşun dökme işlemi gerçekleştirilirken öncelikle, nazara uğradığı düşünülen kişi bir tabureye oturtulur, ona üç İhlas ve bir Fatiha okunur. Daha sonrasında kurşun küçük bir tavada eritilir. Büyükçe bir kaba su doldurulup içine sembolik olarak “nasip” anlamına gelen ekmek, “bereket” anlamına gelen tuz ve “gözü (nazarı)” çağrıştıran yeşil bir yaprak konulur. Daha sonra eritilen kurşun, bu kişinin başının üzerindeki suya üç kez dökülür. Suda oluşan şekillere göre bazı yorumlar yapılır. Dökülen kurşunun şekli karmaşık ise bu kişinin üzerinde bir bela ve nazar olduğuna inanılır. Bu işlem köylerde “ocak” adı verilen ve hastalığı tedavi etme gücüne sahip kadınlar tarafından yapılmaktadır.

Ocak, anadan kıza “el vermek” suretiyle aktarılmaktadır. İnanca göre, kurşun döküldüğü zaman nazara uğrayan ve bir şeyden korkan kimsenin nazarı ve korkusu kaybolmaktadır.

ATEŞE TUZ ATMAK: Tuzun üzerine ayetler okunur. Bu işlem yapılırken bir iğne veya çuvaldız yardımıyla tuz karıştırılır. Ev halkı bir ateş etrafında toplanır. Zazaca “nezer puç” (nazar kaybol) denilerek tuz ateşe atılır. Eve gelip giden herhangi bir kişinin nazarı olduğuna inanılırsa onun nazarına karşı; ya o kişi evdeyken ya da evden çıktıktan sonra (genelde çıktıktan sonra) bir tutam tuzu alıp üzerine bazı sureler okumak suretiyle; “Allah’ım sen bizi nazarlardan ve kem gözlerden koru!” denilir. Daha sonra ise bu tuz ateşe atılır. Bu işlem sadece bebek için yapılırsa tuz, bebeğin üzerinden üç defa gezdirildikten sonra ateşe atılmaktadır.

KÖZ SÖNDÜRMEK: Kimin nazar ettiğini bulmak için yapılan bir uygulamadır.

Bu uygulama, hastanın annesi, ablası ve teyzesi gibi yakınları tarafından bir közün suya atılmasıyla yapılmaktadır. Köz suya atıldıktan sonra nazarının değmesi muhtemel olan kişilerin isimleri sayılmaya başlanır. Su içindeki köz parçasından ses çıktığı esnada kimin ismi geçerse, o kişinin nazarının değdiğine inanılmaktadır.

TÜTSÜLEMEK: Halk arasında nazar değen kişileri iyileştirmede kullanılan bir başka yöntem de tütsü yakmaktır. Bunun için genellikle uzelik otu, çörek otu, tuz ve kuru karanfil kullanılmaktadır. Tütsüleme işlemi şöyle yapılmaktadır:

“Üzerlik otu” adı verilen bir bitki kurutularak nazar değen çocuğun yanında yakılır, eğer duman bu çocuğun bulunduğu yöne doğru giderse bu durum; çocuğun nazardan kurtulacağına ve bir daha bu çocuğa nazar değmeyeceğine yorumlanmaktadır.

ŞEYHLERE VEYA TÜRBELERE GİTMEK: Yörede nazar çıkarmak için; Şeyh Ahmet, Şeyh Muhyiddin ve Şeyh Mustafa, Şahti Abi, Sofi Nuri, Seyda Deron, Şeyh Palu ve Dare Vahit gibi şeyhlere veya evliya türbelerine gidilmektedir.

KUR’AN OKUMAK: Nazar değdiğine inanılan kişiyi nazardan kurtarmak için Felak ve Nas sureleri okunmaktadır. Ayrıca bir bardak suya yedi defa Ayete-l Kürsi okutularak bu su, nazar değdiğine inanılan kişiye içirilmektedir.

BÜYÜSEL YÖNTEMLERLE SAĞALTIM

ÇOCUKSUZLUK: Halk arasında çocuğu olmayan kadınlar için yapılan uygulamalardan biri de; muska yazdırmaktır. Muska, hastanın boynuna veya sırtına asılmakta ya da suya batırılmaktadır. Muskanın batırıldığı su ise şifa amacıyla hastaya içirilmektedir. Yörede seyyid, şeyh veya molla diye adlandırılan kişilere “boylama” yaptırılması ve ip bağlatılması da başka bir büyüsel uygulamadır.

Boylama işlemi şöyle yapılmaktadır: Henüz yaş iken koparılan bir söğüt ağacının dalının iki ucunun birleştirilmesiyle bir daire şekli oluşturulur.

Oluşturulan bu daire rahatsızlığı olan kişinin (çocuğu olmayan kadının, korkan bir kişinin veya altına kaçıran çocukların) başından ayağına doğru geçirilir, daha sonra da bu kişi dairenin içerisinden çıkarılır. Yerdeki daireye hoca bazı dualar okuyarak ve bir muska yazarak boylama işlemini tamamlar.

Hocanın yazmış olduğu bu muska ise üzerinde taşıması için hastaya verilmektedir.

Çocuğu olmayan kadınlar için diğer bir uygulama ise şöyledir: Bir Cem töreninde çocuğu olmayan veya herhangi bir sağlık sorunu yaşayan kişiler için Dede’den dua istenir. Evliyalar ve yarenler dualarla yardıma çağrılır. Düşük yapan kadınlar için tas indirilip, ip bağlatılır. Bu ipi, On İki İmam soyundan geldiğine inanılan kişiler bağlar. Hastaya deve eti yedirilir ve deve sütü içirilir. Bunun nedeni deveye atfedilen kutsallıktır. Çocuğu olmayan kadın, doğum yapmakta olan bir kadının yanına gider, yeni doğan çocuğun göbek kordonunu kendi eteğinin üzerinde kestirir. Bunun dışında bir başka uygulama da şöyledir: Çocuk sahibi olmak isteyen kadın yeni doğum yapmış bir kadının evine gider ve buraya gitmeden önce en sevdiği yiyecekleri yer; aynı zamanda en sevdiği giysileri giyer. Bu giysileri iki hafta boyunca üzerinden hiç çıkarmaz. Çocuğu olmayan kadın, cuma günü kaynattığı on adet yumurtayı ve bir adet ekmeği on çocuklu olan bir eve götürür, burada yenilen yumurtaların kabuğunu alarak banyo yapacağı suyun içine atar ve sonra da bu suyla yıkanmaktadır.

KONUŞAMAMA: Konuşamayan çocuğun konuşmasını sağlamak için çocuk, Cuma Namazı’ndan sonra müezzinin yanına götürülür. Müezzin çocuğun konuşması için ağzına cami anahtarını sokar. Anahtar, çocuğun dilinin kilidini açmayı simgelemektedir. Böylelikle konuşamayan çocuğun dilinin çözüleceğine inanılmaktadır.

KEKEMELİK: Kekemelik sorununu çözmek için bir hocaya gidilmektedir. Hoca, çocuğa Kur’an’dan bazı ayetler okumakta ve aynı zamanda da teşbih çekmektedir. Bu tesbihler suda bir gün bekletildikten sonra tespihlerin bekletildiği bu su, çocuğa içirilmektedir.

GELİNCİK (BUK): Gelinciği tedavi etmek için sağ göze siyah kalem çekilmektedir. Eğer hastalık geçmezse bezden bir gelin bebek yapılarak evin önündeki ağaca asılır. Gözdeki gelincik geçene kadar bu gelin bebek ağaçta asılı kalmaktadır. (K2)

BAŞ-BOĞAZ AĞRISI: Bingöl’de Alevilerin yaşadığı bölgelerde baş veya boğaz ağrısı için ağzı dualı bir kişiye müracaat edilmektedir. Ağzı dualı bu kişi, başı veya boğazı ağrıyan kişiyi önüne oturtmakta ve ağrıyan yere masaj yaparak “Benim elim değil, Fatıma Ana’nın elidir, benim duam değil, Ana Fatıma Ana’nın duasıdır.” demektedir. Hasta, bu şekilde tedavi edilmeye çalışılmaktadır.

SUÇİÇEĞİ/KIZAMIK (SURIJ): Bu hastalığın tedavisi için yedi pınarın ya da yedi derenin suyunun birleştiği yerden hastaya su getirilmekte ve bu suyla hasta yıkanmaktadır. Bu suyu getiren kişinin suyu getirene kadar hiç kimseyle konuşmaması gerekmektedir.

GERÇEKÇİ VE AKILCI YÖNTEMLERLE SAĞALTIM (Bitkilerle Sağaltım)

ALIÇ ÇİÇEĞİ: Alıç çiçeği; kalp ağrılarında, kalp ritim bozukluklarında, yüksek tansiyonu dengelemede, kalbi kuvvetlendirmede, kan dolaşımının düzenlenmesinde ve ateşli hastalıklar sonucu yorulan kalbi kuvvetlendirmede kullanılmaktadır.

ANIĞ: Yüksek dağların kayalık kesimlerinde yetişen bir bitkidir. Yetişme esnasında ilk önce çiçek açıp daha sonra sivri uçlu minik yapraklar açan bu bitkinin çiçekleri dökülünce yaprakları toplanır ve kurutulur. Anığ, özellikle bronşit, öksürük ve balgam gibi solunum yolları hastalıklarının tedavisinin yanında kurutulduktan sonra iyice ufalanıp yağda kavrularak yoğurtlu çorbaların üzerinde baharatlı sos olarak da yemeklerde kullanılmaktadır.

AMBER ÇİÇEĞİ: Yüksek derecede C vitamini içermektedir. Kan yapıcı tansiyon düzenleyici, vücudun hastalıklara karşı direncini artırmada yardımcıdır.

Kanı temizlemede soğuk algınlığında, mesane üşütmesinde, cildi beslemede, kandaki şekeri düzenlemede, ölü hücreleri yenilemede, öksürüğü gidermede, nefes açmada ve ateş düşürmede etkilidir.

AVOKADO: Özelikle böbrek rahatsızlıklarında faydalıdır. Böbrek taşı iltihabı, böbrek yetmezliği, safra kesesi taşı, idrar yolları iltihabı, prostat büyümesi ve iltihapları gibi rahatsızların yanında mide ülseri, gastrit, hazımsızlık ve basur kanamaları tedavisinde de iyileştirici bir özelliğe sahiptir. (K5)

BUKLİ (BUKLE): İlkbahar aylarında havaların ısınmasıyla özellikle rakımın yüksek olduğu bölgelerde yetişen ve kıvırcık bir yapıya sahip olan bukli otu, tuzlanarak yemeklerde tüketilmektedir. Bukli otu, ağız ve diş hastalıklarına iyi geldiği gerekçesiyle şifahi amaçlı da kullanılmaktadır.

BÖĞÜRTLEN: Ağız yaralarının giderilmesinde, kanser hücrelerinin ve tümör büyümesini engellemede, hafızayı güçlendirmede, kanı temizlemede ve cildi beslemede yararlı olan böğürtlen, yüksek derecede C vitamini içermektedir.

BODUR OTU: Bodur otu kan şekerini düşürücü bir özelliğe sahiptir. Pankreas ve karaciğer çalıştırıcı etkileri vardır. Vücudun tüm hastalıklara karşı savunma sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. Mantar, egzama ve sedef gibi deri hastalıklarında destekleyicidir. Bodur otu ayrıca kanser hastalığının tedavisinde de kullanılmaktadır.

 

ÇAKŞIR OTU KÖKÜ: Erkeklerde cinsel gücü, sperm sayısını ve testosteronu artırmada; bağışıklık sistemini, fiziksel ve zihinsel dayanıklılığı güçlendirmede; aşırı stres ve yorgunluktan kaynaklanan performans düşüklüğünü gidermede, yaşlılığın geciktirilmesinde ve ayrıca kandaki şekeri düşürmede etkilidir.

ÇİN GEVENİ: Enfeksiyonların giderilmesinde, çeşitli alerjik rahatsızlıklarda, kronik yorgunluk tedavisinde, hepatit riskini azaltmada, iştahsızlık gibi sorunlarda, soğuk algınlığının giderilmesinde ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede faydalıdır.

ÇİRİŞ OTU: Çiriş otu, daha çok memeli basur tedavisinde kullanılmaktadır. Ayrıca mafsal ağrılarını dindirir, idrar söktürür ve saçkıran tedavisinde kullanılır.

ÇÖREK OTU: Çörek otu ateşte hafif kavrulup ısıtılır ve havanda dövülerek eklem ve baş ağrılarında kullanılır. Çörek otu, ağrılı bölgeye iyice sürülüp masaj yapıldıktan sonra ağrıyan yer streçle sarılır.

DEFNE SUYU: Ağızda gargara yapılan defne yapraklarının suyu, sindirim salgılarını artırmada, iştah açmada, hazmı kolaylaştırmada ve bağırsak gazlarını gidermede yardımcıdır. Defne suyu, terletici ve mikrop öldürücü etkiye sahip olduğu için her türlü soğuk algınlıklarına ve soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen ağrıların tedavisinde de tercih edilmektedir.

DEVE DİKENİ: Deve dikeni, mide güçlendirici, iştah açıcı, karaciğer güçlendirici, kuvvet verici, süt arttırıcı, hazım kolaylaştırıcı ve safra bezi düzenleyicidir.

ELMA: Nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Bağırsakları temizler. Karaciğeri besler, sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedenin ve zihnin yorgunluğunu gidermede yardımcıdır. Böbrekteki taşların düşmesinde yardımcıdır. Elmanın ayrıca kanı temizleyici ve hazmı da kolaylaştırıcı etkisi de vardır.

ENGİNAR: Karaciğeri, kalp ve damar sağlığını korumada, sarılıkta, romatizmada, ter kokusunu kesmede ve safra akımını düzenlemede yardımcıdır.

Karaciğeri tüm zararlı ve zehirli maddelerden arındırmada ve ayrıca karaciğer hücrelerinin yenilenmesinde destekleyicidir.

GELİNCİK: Gelincik bitkisi, soğuk algınlığına, karın ağrısına ve uykusuzluğa iyi gelmektedir. Gelinciğin çiçeklerinden şurup yapılarak içilirse öksürüğe iyi gelmektedir.

GULİK (GULIK): İlkbahar aylarında kırsal bölgelerde yetişen gulik otu, idrar yolları ve böbrek rahatsızlıklarına iyi geldiği gerekçesiyle yörede halk tarafından çokça tüketilmektedir.

GÜN IŞIĞI OTU: Havanda dövülerek krem hâline getirilerek yaraların tedavisinde kullanılmaktadır. Bu işlem genellikle gece uyumadan yapılır, sabahleyin krem sürülen yer temizlenir. Çünkü krem, bütün gece yaranın kanını ve iltihabını boşaltır. Gün ışığı otu, yaraların tedavisinde kullanıldığı gibi yemek yapılarak

da tüketilmektedir. Suda haşlanıp suyu süzülen gün ışığı otu iyice sıkılır, içerisine tuz ve yağ ilave edilip üzerine sarımsaklı yoğurt döküldükten sonra yenilir. Bu ottan yapılan yemeğin, iç hastalıklara, iltihaplı akıntı ve idrar yanması gibi rahatsızlıklara iyi geldiği belirtilmektedir.

IHLAMUR: Grip, nezle, anjin ve boğaz yolları enfeksiyonlarında tedaviyi destekleyicidir. Ihlamurun, astımda, bronşitte, göğüs yumuşatmada, terlemede, balgam söktürmede, öksürük kesmede ve ateş düşürmede etkili olduğu bilinmektedir.

ISIRGAN OTU: Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına iyi gelmektedir. Ayrıca solunum sistemi rahatsızlıklarında da kullanılmaktadır. Mide ve bağırsak ülserinde, akciğer hastalıklarında tedavi edici etkisi vardır. Soğuk algınlığını önler. Romatizma ve gut hastalıklarının tedavisine yardımcı olur. Isırgan otu yeni olgunlaşmaya başladığı dönemde koparılıp vücutta çıkan sivilcelere sürülürse sivilceyi yok eder.

IŞKIN (RİBEZ): Sindirimi kolaylaştırmada, boğazı yumuşatmada ve bağırsaklardaki rahatsızlıkları gidermede tedavi edici özelliği vardır.

KARAVAŞ OTU: Karavaş otu, migren gibi kronik baş ağrılarında, beyin ile ilgili hastalıkların tedavisinde; ayrıca mide, bağırsak, safra kesesi ve gastrit gibi hastalıklar için de kullanılmaktadır.

KEÇİBOYNUZU: Kolesterolün ve tansiyonun düşmesine yardımcı olmakta, nefes darlığına astım, bronşit ve öksürüğe iyi gelmektedir. Kalp damarlarının açılmasına yardımcı olur. Vücuda kuvvet ve enerji verir. Yüksek miktarda kalsiyum içerdiğinden çocukların kemik ve zekâ gelişiminde ve zihinlerinin açılmasında büyük rol oynar. Karaciğeri yüksek oranda takviye eder. Kan yapıcı ve kan temizleyici özelliği vardır. Sigaranın solunum sistemi üzerindeki olumsuzluklarını giderir. Ayrıca hazımsızlık, mide yanması, mide ekşimesi ve bağırsakların çalışmasında faydalı olduğu gibi göğsü yumuşatmada ve balgam söktürmede de etkilidir.

KEKİK: Hazmı kolaylaştırmada ve kabızlığı gidermede faydalıdır. Sinir, stres, uyku bozukluğu, mide ve bağırsak şişkinliği, gaz, mide ülseri, gastrit, iç hemoroit ve idrar zorluğu gibi rahatsızlıklarda düzenli olarak kullanıldığında iyileştirici özelliğe sahiptir.

KENGER: Kenger sakızı çiğnendiği zaman iştah açar, dişleri temizler ve diş etlerini kuvvetlendirir.

KEREVİZ TOHUMU: İdrar söktürmede, prostat ve prostat iltihabını gidermede yardımcıdır. İçerdiği maddeler nedeniyle idrar yollarını temizlemekte ve romatizma rahatsızlığına da iyi gelmektedir.

KUŞBURNU: Kuşburnu, özellikle soğuk algınlıklarında etkilidir. Dokulardaki sertleşmelere ve kemik erimesine karşı kullanılır. Ateş, yorgunluk ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde yardımcı olur. Bağırsak hastalıklarında ve ishalin kesilmesinde etkilidir. Safra kesesinde taş oluşmasını engeller.

Ayrıca karaciğer iltihabını gidermek ve tansiyonu düzenlemek için de kullanılmaktadır.

KUŞKONMAZ: Kuşkonmaz bitkisi, idrar söktürür ve idrar yollarını temizler. Vücutta oluşan ödem şişkinliklerini gidermeye yardımcı olur. Sinirleri kuvvetlendirir. Zihin yorgunluğunu giderir. Diş ağrısını hafifletir. Gözleri ve kalbi dinlendirir.

KUZUKULAĞI: Bu bitkinin yaprakları, böbrekleri çalıştırır ve idrar söktürücüdür. C vitamini bakımından zengin olduğu için iskorpit hastalığının iyileştirilmesinde faydalıdır. Kuzukulağı, ayrıca bedeni güçlendirici bir tonik olarak da kullanılmaktadır.

MADIMAK: İdrar arttırıcı ve idrar sökücüdür. Kan şekerini düşürücü özelliği ile şeker hastalarına iyi gelir. Karın ağrılarının giderilmesinde, ishal ve vücutta oluşan iltihapların tedavisinde etkilidir.

MANTAR: Kolesterol ve bağışıklık sistemini düzenler. İltihabı önler. Antioksidan etkisi vardır. Kalp ve damar hastalıklarına da iyi gelir.

MENDEK: Mendek otu, iştah açıcıdır, idrar söktürür ve yarıca bağırsak hastalıklarını da tedavi edici özelliğe sahiptir.

PEL HEVES OTU: Pel heves otu, sulak olan hemen her yerde yetişmektedir. Kırçıllı ve esnek bir yapıya sahip olan bu ot, kuzukulağı otuna benzemektedir. Yüzde ve vücutta çıkan yaraların tedavisinde, uçuk ve çıbanların iltihaplarının kurutulmasında oldukça etkili bir bitkidir. Kullanımı şu şekildedir:

Pel heves otu suda bir dakika kadar haşlanır, haşlanan ot yara, çıban veya uçuğun üzerine bırakılıp üzeri poşet veya jelatinle kapatılır. Bu yöntem sayesinde sorunlu bölgede bulunan kanlı ve sulu iltihap tamamıyla sökülüp atılmakta ve böylece yaranın iyileşme süreci hızlanmaktadır.

SEMİZOTU: Kabızlığa iyi gelir. Yaşlı ve hasta olup diyet yapan kişiler için faydalıdır. Semizotu kanı temizler ve bol idrar söktürür. Böbrekteki kum ve taşı düşürmede de etkili olduğu bilinmektedir.

SİRMOK: Baharın gelmesiyle beraber boy gösteren bu ot, yapı itibariyle buğdayın ilk yeşerdiği dönemdeki saplı halini anımsatmaktadır. Asıl faydalı olan, bu otun kök kısmındaki sarımsak dişine benzeyen tanedir. Sirmok adını, sarımsağa benzeyen tane kısmından dolayı almıştır. Sir, Zazaca ve Kürtçede sarımsak anlamına gelmektedir. Bu otun kök kısmındaki bölüm şekil itibariyle her ne kadar sarımsağa benzese de tat olarak sarımsakla bir ilgisi yoktur. Yöre halkı bu otu daha çok şeker hastalıklarında şekeri dengelemek amacıyla kullanmaktadır.

TIRŞIK: İştah açma özelliği vardır. Mide hazmı rahatsızlığı çeken hastalar için faydalıdır. İdrar söktürücü olmakla beraber idrar enfeksiyonlarına karşı da kullanılmakta olan tırşık bitkisi, kansızlığa iyi gelmekte ve ateş düşürmektedir.

YEMLİK: İlkbaharda yağan ilk yağmurdan sonra yeşeren ve yaklaşık 20-25 gün yeşil kalan bu ot, uzun ince yapraklı bir yapıya sahiptir. Genellikle tuzlanarak yenilmektedir. Yöre halkı bu otu daha çok iç hastalıklara iyi geldiği düşüncesi ile şifahi amaçlı tüketmektedir (Hamarat, 2017: 149). Vitamin eksikliğinin sebep olduğu pek çok hastalığı önlemek bakımından önemli bir besin maddesi olan yemlik, çiğ olarak yenilirse iştah açar. Sindirimi kolaylaştırıcı etkisinden dolayı bir sebze yemeği olarak da tüketilir. Yemlik bitkisinin, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında iyileştirici bir özelliğe sahip olduğu da bilinmektedir.

 

YONCA: Baş ağrılarına iyi gelir. Ateş düşürücü özelliği vardır. Şeker hastalığına faydalıdır. İshali keser. Kanı ve karaciğeri temizler. Kansızlığı gidermede etkilidir.

ZENCEFİL: Zencefilin; astım, bronşit, nefes darlığında, göğsü yumuşatmada, balgam söktürmede, soğuk algınlığında, öksürüğü kesmede, baş dönmesinde eklem iltihabında, vücudu terletmede, mide bulantısını ve kusmayı önlemede, vücut direncini artırmada, mikrop kırmada, bağışıklık sistemini güçlendirmede, kansere karşı korumada, romatizma ağrılarını ve ishali kesmede faydalı olduğu bilinmektedir.

ZEYTİN YAPRAĞI: Zeytin yaprağı, kan şekeri, kolesterol seviyesini ve yüksek tansiyonu düzeltmede, kulak enfeksiyonlarında, bronşit ve hepatit riskini azaltmada, sindirim sistemi ve karaciğeri beslemede, mide ağrılarında, öksürükte, sedef ve egzamada, mantarda ve kaşıntılı alerjilerde tedavi amaçlı kullanılmaktadır.

ÇEŞİTLİ YÖNTEM VE İLAÇLARLA SAĞALTIM

BÖBREK HASTALIKLARI: Böbrek taşı düşürmek için peynir altı suyundan her sabah birer bardak aç karna içilir ve hasta traktöre bindirilerek böbrek taşlarının düşmesi için taşlı ve engebeli yerlerde gezdirilir. Yörede böbrek taşlarını düşürülmesi için uygulanan başka bir uygulama ise şöyledir: Bir yaşını henüz doldurmamış olan bir horoz kesilir ve bu horozun midesinin içindeki pislikler alındıktan sonra eti kurutulur ve dövülerek toz hâline getirilir.

Bu toz ise yoğurtla karıştırılıp günde bir defa hastaya yedirilir. Böbrek hastalıklarında başka bir tedavi yöntemi de; yoğurdun üzerinde oluşan sarımtırak suyun süzülerek içilmesidir. Yörede bulunan şifalı ve mineralli su kaynakları da böbrek, mide ve idrar yolu rahatsızlıklarına iyi geldiği gerekçesiyle hastalar tarafından tercih edilmektedir.

İSHAL-KABIZLIK: İshal olan birisine bol bol muz yedirilir. Türk kahvesinin veya çayın yoğurtla karıştırılarak hastaya yedirilmesi de başka bir uygulamadır. Diğer uygulamalar ise; kabız olan insanlara her yemekten önce birer yemek kaşığı zeytinyağı içirilmesi, mandalina veya portakalın tam olarak soyulmadan içindeki beyaz zarı (damarları) ile birlikte hastaya yedirilmesidir.

MİDE HASTALIKLARI: Isırgan otu, maydanoz ve taze nane iyice yıkanır bir gün beklemeye bırakılır ve daha sonra da kaynatılıp kaplara doldurularak buzdolabına konulur. Bu karışımdan, her sabah aç karna ve akşam yatmadan önce birer bardak hastaya içirilir. Mide rahatsızlığına geceleyin kaynatılmış süt içmek de iyi gelmektedir.

RAHİM HASTALIKLARI: Kadının gebe kalmasına engel olduğu düşünülen rahim iltihabını gidermek ve rahim üşütmesini ortadan kaldırmak için kaplıcalara gidilir, burada yıkanılır ve kaplıca suyundan içilir. Maydanoz, saman, yonca gibi bitkiler suda kaynatılır; kaynatılan bu suyun buharıyla hasta terletilir. Çocuğun olmaması, rahmin sertleşmesine bağlandığı için rahim yumuşatılarak maske kaldırılır. Ebegümeci otu, (Zazaca; “verrejık”, Kürtçe; “tolık”) kaynatılır ve bu otun suyu kadına içirilir, haşlanan ot ise yağ ve yumurtayla pişirilerek kadına yedirilir. Ayrıca ışkın ve böğürtlen kökü kaynatılarak bu bitkilerin suyu hamile kalmak isteyen kadına içirilir. Çocuğu olmayan erkeklere ise; kaynatılan keçiboynuzu, havuç ve “çaşır” adı verilen bitkilerin suyu içirilir. Kadının rahminin temizlenmesi için soğan suda kaynatılır, soğanın suyu süzülür ve bu sudan kadına kırk gün boyunca her sabah aç karına bir bardak içirilir. Sobanın üzerinde ısıtılan kiremit, bir beze sarılarak kadının karnının üzerine bırakılır. Kadının rahmi aşağı doğru düşmüş ise bir ebe, maske kaldırma (rahim kaldırma) yöntemi ile kadının rahmini yukarı doğru çekerek tekrar yerine oturtur. (Irmak, 2016: 116) Sobada ısıtılan tuğla, kaynayan sütün içine bırakılır. Hasta kadın bu sütün buğusuna oturtulur. Sütün içine tuğla konulmasının sebebi; sütün erken soğumasına engel olmaktır. Bu yöntemle kadının yumurtalarının etrafında oluşan kistler tedavi edilmektedir.

Diğer bir uygulama da; gebe kalamayan kadının suda kaynatılan samanın buharına oturtulmasıdır.

AYAK VE TOPUK HASTALIKLARI: Topuk dikeni ağrısını azaltmak ve sabahları uyandıktan sonraki ilk ağrıları ve batma hissini önlemek için buz tedavisi yapılmaktadır. Topuğun altına koyulan buza uzun bir süre basılır. Sonrasında ise bir şişe ayağın altında gezdirilir ve böylece topuk bölgesine masaj uygulanır.

Ayrıca topuk dikeni için tasarlanmış terlik ve ayakkabı tabanlığı da kullanılır. Ayak kuruluğu ve özellikle topuk bölgesinde oluşan çatlaklar için ayvanın çekirdekleri çıkartılır. Sonrasında bir çay bardağı suya ortalama on adet ayva çekirdeği konulur ve bu su bir iki saat güneşte bekletilir. Ayva çekirdeği bardaktaki saf suya jöle kıvamı vermektedir. Bu jölemsi kıvam topuk çatlaklarına ve kuru ayaklara iyi gelmektedir. Ayva çekirdeğinin oluşturduğu bu jel, kırışıklığın giderilmesi için göz çevresine de uygulanmaktadır.

KANAMA: Vücudun herhangi bir yerinde darbe sonucu meydana gelen kanamayı durdurmak için yaraya “tütün” adı verilen bir ot bastırılır. Bu ot, sigara yapımında kullanılan tütünün bir çeşididir. Burun kanamasını durdurmak için başka bir uygulama ise; kuru fasulyenin bakır bir kapta ısıtıldıktan sonra ezilip toz hâline getirilmesi ve bu tozun burun deliklerine tıkanmasıdır.

KARIN AĞRISI: Karın bölgesinde oluşan ağrılar için küçük bir kürek ısıtılarak sırt bölgesine sert bir şekilde vurulur. Böylece karın bölgesinde oluşan ağrı giderilmeye çalışılır.

BOĞAZ AĞRISI: Bal ve soğanın karıştırılması sonucu oluşan kür; baş ağrısı, öksürük ve boğaz ağrılarını tedavi için kullanılır.

DİŞ AĞRISI: Bir şiş ısıtılır ve ağrıyan dişin üstüne bastırılarak ağrısı giderilmeye çalışılır. Ayrıca ağrıyan dişin üstüne sarımsak, tuz vb. şeyler koymak suretiyle de tedavi yapılmaktadır.

SİNÜZİT: Başta oluşan sinüzit için bir tencere suyun içine soğan ve sarımsak atılır ve bu su kaynatılır. Suyun kaynamasıyla tencerenin üzerinde oluşan buhara hasta kişi tutularak tedavi edilir.

ASTIM VE BRONŞİT: Astım, bronşit veya üşütmeye bağlı olarak oluşan öksürüklerde karabiber, bala karıştırılarak yenilir. Tereyağlı pekmez kaynatılıp içilir. Siyah turpun ortası bir kaşık yardımı ile delinip çukurlaştırılır. Sonra da bu turpun içerisine iki yemek kaşığı bal konulduktan sonra turpun kesilen kısmı tekrar kapatılır. Beklemeye bırakılan bu turp, bir gün sonra açılır ve içerisindeki su şekline dönüşen bal, hasta olan kişiye içirilir. Astım ve bronşit hastalıklarında başka bir tedavi uygulaması da; hastanın boğazına bir bıldırcın veya bir keklik yumurtasının çiğ olarak kırılması ve bunun hastaya yutturulmasının sağlanmasıdır. Yörede; astım hastalarına “bıttım” veya “menengiç” olarak bilinen bitkinin tohumunun çiğnetilerek hastaya yedirilmesi de bir başka tedavi yöntemidir.

YÜZDE ÇIKAN APSELER: Ağaçların (özellikle çam ağacı) kabuklarında oluşan bal özlerinden bir miktar alınır. Bu sıvı madde, kuru tütünle iyice karıştırılarak akışkan bir madde elde edilir. Daha sonra da bu karışım, yüzde çıkan apseye sürülür. Böylece yüzde çıkan apseler tedavi edilir.

İLTİHAPLANMA: Bir miktar un yoğrularak hamur hâline getirildikten sonra vücudun her hangi bir yerinde meydana gelen çıban veya sivilce gibi yaraların üzerine sonra sarılır. Böylece bu hamurun, yaranın içindeki iltihabı çekmesi beklenir. Çıban tedavisinde kullanılan bir diğer yöntem ise; çiçeklerin açmamış soğanını kavurup çıbanın üzerine koymaktır. Soğan hafifçe pişirilip çıbanlı olan kısma sarılır. Bu soğan, çıbanı olgunlaştırıp büyütür ve iltihabın patlamasını sağlar.

PARMAK İLTİHAPLANMASI: Beyaz bir ip, iğne yardımıyla iltihap toplayan yere geçirilerek düğüm atılır ve daha sonra bu ip parmağın çevresine dolanır. Parmağa dolanan bu ip kendiliğinden kopana kadar öylece bağlı kalır. Başka bir uygulama da; bir soğanın ateşte kızartılarak iltihap toplayan yere sarılmasıdır.

SARILIK (ZERIK): Bu hastalık, yörede “ocaklı” adı verilen kişiler tarafından tedavi edilmektedir. Sonbaharda ağaçlarda çıkan çiçeğe benzer kozalar ve kırlardan toplanan yoncalar kurutulur. Kurutulmuş bu kozalar ve yoncalar suda kaynatılır. Bir gün sonra bu su ve evde yedi yıl bekletilmiş olan bir sabunla sarılık hastası olan kişi yedi defa yıkanır. Bu işlemden sonra hastanın dilinin altı kesilerek kirli kan akıtılır. Bu tedavi ile sarılık hastasının iyileşeceğine inanılır.

EGZAMA (MIRCILOR): Yörede Kudret Buzrul, Zazaca “mörjuloni” olarak adlandırılan deri hastalığını tedavi eden bir halk hekimi olarak tanınmıştır. Kudret Buzrul’un, bu deri hastalığını mürekkepli kalemle egzamalı kısmın etrafını çizerek ve Kur’an-ı Kerim’den bazı süreler okuyarak tedavi ettiği bilinmektedir.

KIRIK-ÇIKIK: Bir kuzu ya da koyunun kuyruk bölümünün derisi yüzülür ve bu deri kırılan kol ya da bacağa sarılır. Daha sonra ise kırılan kol veya bacak, sabit kalması için tahta parçaları ile sarılır. Kırık-çıkık tedavisinde başka bir yöntem ise; çıkık olan eklemin elle tekrar yerine getirilmesidir. Bu işlemden sonra kırığın üzerine biraz yumurta akı dökülerek kırık sarılır. Bu yumurta akı, alçı işlevi görmektedir. Yüksekten düşme sonucu oluşan kırık, çıkık ve zedelenmeler için özellikle eski dönemlerde kullanılan bir diğer yöntem de; koyun postuna sarma işlemidir. Kesilen bir koyunun derisi yüzülür. Yüzülen bu koyunun postu soğumadan hastanın kırık veya çıkık olan uzvuna sarılır.

Bir hafta veya 10 gün içinde bu kırık ve çıkıkların tedavi edildiği görülür.

KAMBURLUK: Bel bölgesinde oluşan “kamburluk” olarak adlandırılan eğikliklerin giderilmesi için hastanın yüz üstü yatırılarak sağ kolu ile sol bacağı; sol kolu ile sağ bacağı aynı anda çekilerek birleştirilmeye çalışılır. Böylece beldeki kamburluk giderilmeye çalışılır.

BEL AĞRISI: Bel ağrısı çeken kişinin beli, öncelikle sıcak su veya sıcak kiremit uygulaması ile iyice ısıtılıp yumuşatılır. Daha sonra ağrıyan bölgeye bardak çekilir. Daha sonra da o bölgeye yakı yapıştırılmaktadır. Bu yakı bir müddet sonra kendiliğinden düşmektedir. Başka bir uygulama da; belin ağrıyan kısmına; zeytinyağı ve çörek otu yağı sürülerek masaj yapılmasıdır. Yörede en çok tercih edilen uygulamalardan biri “hacamat” tedavisidir. Hacamat; vücutta bazı bölgelerde biriken kirli kanın atılması için bir tedavi yöntemidir. Bir bardağın içinde küçük kâğıt parçacıklarının yakılmasıyla ve kâğıt parçacıları sönmeden ağrıyan kısımlara bardağın ters çevrilmek suretiyle yapıştırılmasıdır. Böylece bardağın içindeki oksijenin azalmasıyla ağrıyan kısımdaki deri ve kan toplanmaktadır. Bardaklar çıkarıldıktan sonra bu şişlikte toplanan kirli kan, neşter yardımıyla dışarı atılmaktadır. Yörede süt ile birlikte pişirilen buğdayın soğuduktan sonra lapa yapılarak bir beze sürülmesi ve bu bezin ağrıyan yere sarılmasıyla da bel ağrısı tedavi edilmektedir.”

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Bingöl’de, halk, hekimliği,
Yorumlar
Haber Yazılımı