Haber Detayı
03 Ocak 2018 - Çarşamba 21:41
 
Bingöl’de medrese geleneği
Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Şirin Ayiş, Bingöl’de medrese geleneğini Kent Haber Gazetesi’ne anlattı.
GÜNDEM Haberi
Bingöl’de medrese geleneği

Ömer ŞANLI / Bingöl Kenthaber Özel 

Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Şirin Ayiş’in ‘Bingöl Hâlidî Geleneğinin Medrese Boyutu’ başlıklı makalesi, Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’nin Aralık 2017 sayısında yayınlandı.

Makale üzerine Yrd. Doç. Dr. Mehmet Şirin Ayiş ile söyleşi yaptık. Ayiş, Bingöl ve çevresinde Hâlidî-Nakşi geleneğin, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin halifelerinden Şeyh Ali Sebti’nin 1830’lu yıllarda Çapakçur bölgesine gelmesi ile başladığını belirtiyor.

“Melekan ailesi adına Sayın Hüseyin Abdullah Akdeniz’e, Çan ailesi adına Sayın Sebahattin el-Çani’ye, Halifan ailesi adına Sayın Faruk Yolcu’ya, Şeyh Süleyman Efendi ailesi adına Sayın Abdusselam Akbana’ya teşekkür ederim. Ayrıca yazılarından istifade ettiğim Kıymetli Hocam Sayın Prof. Dr. Abdülaziz Beki başta olmak üzere tüm hocalarıma da teşekkür ederim” diyerek medrese geleneği hakkında gazetemize bilgi veren Ayiş, Bingöl’de Halidi geleneğin ne zaman başladığını, hangi medreselerin açıldığını, medreselerde görev alan müderrisleri, medreselerde okutulan dersleri, dini, sosyal ve kültürel yaşam üzerine etkilerini anlattı.

Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Şirin Ayiş ile yaptığımız röportaj şöyle:

 

Bingöl ve çevresinde Halidi gelenek ne zaman başlamıştır?

Bingöl ve çevresinde Hâlidî gelenek, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin halifelerinden Şeyh Ali Sebti’nin Çapakçur bölgesine gelmesi ile başlamıştır. Ancak Bingöl’deki medrese geleneği, bundan önceki süreçte bölgedeki klasik şark medrese geleneğine dayandığı için çok daha eski tarihlere kadar geri gider. Dolayısıyla Hâlidîlik Çapakçur bölgesinde gelmeden önce de Bingöl ve çevresinde klasik şark medrese geleneği ve bu gelenek üzerinden tedrisatta bulunan medreseler vardı.  Özellikle Çan ve Halifan köylerinde bulunan bu medreselerin bir kısmı, bölgede devam eden Kâdiriyye tarikatı geleneğine bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmekteydi. Diğer bir kısmı ise (Melekan ailesinde olduğu gibi) herhangi bir tarikat geleneğine bağlı olmadan ilmî tedrisat faaliyetleri yapıyordu.

 

Şeyh Ali Sebti, Çapakçur bölgesine geldikten sonra nasıl bir süreç gelişmiştir?

Şeyh Ali Sebti, Çapakçur bölgesine geldikten sonra, bu medreseler zamanla Hâlidî-Nakşî geleneğe geçtiler. Bu süreçten sonra, Bingöl’de bulunan medreseler artık bu tarikat usullerine göre ilmî tedrisatlarını yapmaya başladılar. Hâlidî-Nakşî gelenekte medrese eğitimi ile tasavvuf ve tarikat eğitimi birlikte ele alındığından, Bingöl medreseleri aynı zamanda tekke görevini de yerine getiriyordu. Şeyh Ali Sebti ile başlayan bu süreçte, Çapakçur bölgesi adeta bir ilim merkezi haline gelmiş, dışarıdan birçok kişi ilim amacıyla buralara gelmiş ve bu ilim havzasından istifade etmiştir. Bu medreseler zaman içerisinde bu ailelerin ikinci ve üçüncü kuşak nesilleri tarafından Cumhuriyetin kuruluşuna kadar devam ettirilmiş, medreseler resmi olarak kapatılınca da bu faaliyetler kısmen gayrı resmi sürdürülmüş ve bu durum günümüze kadar devam etmiştir.

 

Bingöl Hâlidî geleneğinin medrese boyutunun en önemli yönü nedir?

Bingöl Hâlidî geleneğinin medrese boyutunun en önemli yönü,  Mevlana Hâlid’in bölgedeki faaliyetlerini medrese geleneği üzerine inşa etme stratejisidir. Mevlânâ Hâlid, bölge medrese geleneğini ilmî hizmetlerle beraber irşad faaliyeti yapma noktasında harekete geçirmiş, o gün için ilim okutan medrese ehline tasavvufta “hilafet” olarak da kabul edilen irşad görevi vermek suretiyle bu potansiyeli daha aktif bir alana çekmiş ve bölge medreseleri Hâlidîlikle beraber yeniden bir canlanma süreci içine girmişlerdir. Aslında Mevlana Hâlid, bu stratejisi ile ilim, amel ve irşad merkezli bir anlayış ortaya koymaya çalışmıştır.

 

Şeyh Ali Sebti, Çapakçur bölgesinde nasıl bir strateji takip etmiştir?

Şeyh Ali Sebti, Palu’ya geldiği zaman özellikle Çapakçur bölgesinde daha çok Kâdiriyye tarikatı geleneği üzerinden ilim ve irşad faaliyeti yapan medreselerle tanışmış, bunların Nakşibendiyye tarikatına geçmelerini sağlamış ve bu medreseler üzerinden kendisine bir faaliyet alanı açmıştır.

Bu süreçte, Palu bölgesine gelip irşad faaliyetlerine başlayın Şeyh Ali Sebti, zaman zaman Çapakçur bölgesine de uğramış, o zamanlar Bingöl ve çevresinde bulunan Şeyh Abdullah Melekanî, Şeyh Ahmed el-Çanî, Şeyh Ahmed Halifanî, Kiğılı Şeyh Selim Efendi, Şeyh Süleyman el-Kurî, ve Şeyh Ahmed Çapakçurî gibi zatlar kendisine intisab ederek Nakşibendiyye tarikatına bağlanmışlar ve bundan sonraki dönemde faaliyetlerini Nakşibendiyye tarikatı geleneği üzerinden devam ettirmişlerdir. İsmi sayılan bu zartların her birisi, belli bir dönem Şeyh Ali Sebti’nin yanında kalmış, ilim ve tasavvuf eğitimi aldıktan sonra da bulundukları bölgelere geri dönmüş ve daha önceden devam ettirdikleri medrese geleneğindeki ilmi tedrisat faaliyetlerine irşad faaliyetleri de ekleyerek devam etmişilerdir.

 

Hâlidî-Nakşi tarikatının Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki gelişme süreci nasıl olmuştur?

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, Halidiyenin hızlı bir şekilde yayıldığı alanların başında geliyordu. Hâlidîlik, Doğu Anadolu’ya Hakkâri bölgesinde yaşayan Şeyh Abdullah Şemdinî ve vefatından sonra yerine geçen yeğeni Şeyh Taha Nehri ile gelmiştir. Mevlana Hâlid’in medrese arkadaşı olan Abdullah Şemdinî (ö. 1813), Bağdat’ta Mevlana Hâlid’ten icazet aldıktan sonra, Şemdinli’ye dönmüş ve Nehri köyünde irşad faaliyetlerine başlamıştır. Şeyh Abdullah kısa bir süre sonra vefat edince yerine yeğeni Şeyh Taha Nehrî (ö. 1852) geçmiştir. Mevlana Hâlid’in daha Şam’da iken Van bölgesine gönderdiği Şeyh Taha, ilim ve irşad faaliyetlerini birlikte yürütmüş, bu sayede sadece Hakkâri ve Van bölgesini değil, Anadolu’nun birçok bölgesini etkileyecek önemli âlim ve mutasavvıf şahsiyetler yetiştirmiştir.

Şemdinli medresesinde yetişen Fehim Arvas (ö. 1895), Van ve çevresinde, onun talebelerinden Abdülhakim Arvasî (ö. 1943) Van’ın Başkale ilçesinde, Şeyh Taha’nın Bitlisli halifelerinden Muhammed Küfrevî (ö 1898) Bitlis, Ağrı, Kars ve Erzurum bölgesinde, Küfrevî’nin halifesi Alvarlı Efe lakabıyla tanınan Muhammed Lütfî Mazlumoğlu (ö. 1956) Erzurum’un Hasankale İlçesi ve çevresinde, Halk arasında Gavs-ı Hizanî lakabıyla bilinen Sıbğatullah Arvasî (ö. 1876) Bitlis ve çevresinde irşad faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Hatta Bitlis bölgesinde açılan ilk Hâlidî tekkesinin, Sıbğatullah Arvasî tarafından Hizan’da açılan tekke olduğu söylenebilir. Hizan tekkesi, bölgede pek çok âlim ve mutasavvıf şahsiyet yetiştirmiştir. Bunlardan bir tanesi de Gavs-ı Hizanî’nin talebelerinden Şeyh Abdurrahman-ı Tağî (ö. 1886)’dir. Bu zat, Norşin (Güroymak) İlçesinde açtığı medresede kısa zaman içerisinde çok sayıda âlim ve mutasavvıf yetiştirmiştir. Norşin medresesinde yetişen Şeyh Fethullah Verkanisi, Bitlis’in Mutki İlçesinde Ohin medresesini kurmuş, yine bu medresede yetişen Ziyauddin Norşinî (ö. 1924)’nin halifelerinden Ahmet Haznevî (ö. 1950), Hâlidîliği, Suriye’nin Kuzey Doğusundaki Kamışlı bölgesinde yaymıştır.

Mevlana Hâlid’in Anadolu’ya gönderdiği halifelerinden Ahmed el-Firâkî (ö. 1856) Diyarbakır’da, Ahmed Siyahî (ö. 1874) Kastamonu ve çevresinde, Abdullah Erzincanî (Mekkî)’nin halifelerinden Terzi Baba lakaplı Muhammed Vehbî Efendi (ö. 1848) Erzincan ve çevresinde, Mustafa İsmet Efendi (ö.1872) Edirne ve İstanbul’da, Yahya Dağıstanî İç Anadolu bölgesinde, Yine Mevlana Hâlid’in halifelerinden Muhammed Hafız Ruhavî (ö. 1870) Urfa bölgesinde, Feyzullah Erzurumî, Erzurum bölgesinde, Hüseyin Vaiz Efendi Malatya bölgesinde, İsmail Şirvanî (ö. 1848) Azarbaycan bölgesinde, Şeyh Hâlid el-Cezerî (ö. 1839) Mardin bölgesinde, Muhammed Kudsî Bozkırî (ö. 1852) Konya bölgesinde faaliyette bulunmuşlardır.

Röportaj: Ömer ŞANLI

NOT: Yarınki gazetemizde röportajın devamı olarak Bingöl’de açılan medreseler ve okutulan dersler ile ilgili bilgiler yer alacaktır.

 

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Bingöl’de, medrese, geleneği,
Yorumlar
Haber Yazılımı