Haber Detayı
10 Haziran 2019 - Pazartesi 00:41
 
Butasım, Adaklı Kilisesi’ni araştırdı
Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Nebi Butasım, Adaklı Kilisesi’ni araştırdı.
GÜNDEM Haberi
Butasım, Adaklı Kilisesi’ni araştırdı

Haber: Ömer Şanlı

Butasım’ın, Necmettin Erbakan Üniversitesi  İSTEM (İslâm, San'at, Tarih, Edebiyat ve Mûsıkîsi) Dergisi’nde yayınlanan ‘Adaklı Kilisesi Üzerinde Bulunan Rölyef ve Kökeni Hakkında Bir Değerlendirme’ başlıklı çalışmasında, Adaklı Kilisesi hakkında bilgilere yer veriliyor.

Çalışmasında, Bingöl ilinin tarihi eserler açısından zengin bir envantere sahip olduğunu belirten Butasım, “İlin tarihi eserleri, sanat tarihçi ve arkeologlar tarafından yeterli düzeyde incelenmediği için, bilim dünyası ve kamuoyu tarafından çok az bilinmektedir” dedi.

Bingöl ilinin Neolitik dönemden beri yerleşim yeri olduğunun araştırmacılar tarafından kabul edildiğini ifade eden Butasım, “Neolitik dönemden sonra da birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Son dönemde yapılan araştırmalar ile Bingöl ilinde Neolitik, Urartu, Hitit, Roma, Bizans, Eyyubi, Akkoyunlu, Osmanlı dönemlerine ait yerleşim yerleri ve bu dönemlere ait tarihi eserler olduğu saptanmıştır. Bingöl ilinde bulunan eserlerin en yoğun olduğu bölgelerden biri de Kiğı ve Adaklı ilçeleridir. Kiğı ve çevresinde, Neolitik dönem yerleşkelerinden, son dönem Osmanlı eserlerine kadar geniş tarihi bir aralıkta eserler mevcuttur. Bölgede özellikle Hıristiyan dönemine ait önemli ölçüde manastır ve kilise bulunmaktadır. Bölge içinde yer alan ve günümüzde Bingöl ilinin ilçeleri arasında bulunan Adaklı ilçe merkezinde de günümüzde büyük kısmı yıkılmış bir kilise bulunmaktadır. Bu kilisenin ayakta kalan tonozlu kısmının giriş kapısında bir rölyef yer almaktadır. Bu rölyef, Hıristiyan mitolojisi ve ikonografisinde yer alan, Aziz George’nin bir ejderha/yılanı ezdiği tasvirdir. Hıristiyan dünyada geniş yer edinmiş bu rölyef, Hıristiyanlık öncesi döneme ait olan bir inanış veya efsanenin, Hıristiyan dininde farklı bir şekilde hayat bulmuş halidir. Bu çalışmada, Bingöl ilinde bulunan ve Hıristiyan kiliselerinde tasvir, rölyef ve heykelleri yapılmış olan Aziz George’nin rölyefinin tarihi kökenleri üzerinde durulacaktır. Hıristiyan sanatına mal edilen ve doğu kökenli olan bu efsane ve bu efsanenin yansımaları değerlendirilecektir” dedi.

-ADAKLI KİLİSESİ’NİN TARİHİ-

Adaklı Kilisesi’nin tarihi hakkında bilgi veren Butasım, kilisede bulunan kitabenin bir süre sonra kaybolduğunu ifade etti.

Butasım, şunları söyledi: “Adaklı’da bulunan kilisenin tarihi hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Bingöl ile ilgili yaptığımız “Bingöl’deki Mimari Eserler” isimli yüksek lisans çalışmasında 2003-2004-2009 yılları arasında söz konusu bölgeyi ve kiliseyi çalışma imkânımız oldu. O tarihlerde kilisenin kalan tonozlu bölümünde üzeri aşınmış bir kitabe bulunmaktaydı. Tonozlu bölümün içinde muhafaza edilen kitabenin üzerinde bir iki harf zar zor seçilmekte ama genel olarak silik olduğundan bir şey anlaşılmamaktaydı. İki parça halinde olan kitabenin görünen harflerinden Roma-Bizans kitabelerinde kullanılan harfler olduğu anlaşılabilmekteydi. Ancak daha sonraki yıllarda yaptığımız araştırma gezilerinde bu kitabeyi bulamadık. Adaklı ve Kiğı bölgelerinde yaptığımız araştırmalar neticesinde, Ermenilere ait olan kiliselerin, yapısal ve plan olarak farklılıkların olduğunu ve genellikle kitabelerin Ermenice yazıldığını varsayarsak, bu kilisenin Ermenilere değil de Kiğı çevresinde hâkim olan Bizans Devleti’ne ait olduğunu düşünebiliriz. Bu bölge Hıristiyanlık dini otoritesi açısından 650’li yıllarda Khaldia, XI. yüzyılda ise Trabzon dioecesisine (dini bölge) bağlı olduğu geçmektedir. Adaklı Bizans döneminde Artaleson olarak isimlendirilmekteydi. Hatta bu bölgenin yani Artaleson’un bir dux’u (lider) olduğunu ve liderinin isminin kroniklerde geçtiğini görmekteyiz. İslam akınlarından sonra bölgede sıklıkla farklı devletler egemen olmuş ancak Akkoyunluların bölgeyi tamamen kontrolünden önce dini olarak Trabzon diocesine bağlı kalmıştır. Akkoyunluların bölgeyi tamamen egemenlikleri altına aldığı süreçte bölge, Ermenice Astghaber veya Azakpert ismiyle anılmıştır. Akkoyunlu Kutlu Bey döneminde (1362-1388) Kiğı ve çevresi Pir Âli tarafından egemenlik altında alınmıştı. Akkoyunlu hâkimiyeti sürecinde ve sonrasında Osmanlı döneminde yapılan kiliselere bakıldığında Ermenilere ait kiliselerin daha küçük ve moloztaş malzemenin kullanıldığı, figüratif öğelerin yer almadığı yapılar görmekteyiz. Oysaki bu yapının kalan kısmında bile barındırdığı rölyefler ve kullanılan düzgün kesme taş burada hâkim olan daha güçlü bir devletin varlığını ortaya koymaktadır. Oysaki Kiğı, Adaklı ve çevresinde Ermeniler Bizans’a ve sonrasında Akkoyunlu ve Osmanlıya bağlı olarak yaşamış bir halk olarak görünmektedir. Bu bilgiler ışığında yapının Bizans döneminde yapıldığını varsaymak gerekmektedir. Her ihtimalde kaybolan ve okunamayan kitabesini bir kenara bırakırsak, kilisenin 14. yüzyıldan önce yapıldığını kabul etmemiz gerekmektedir.”

-KİLİSENİN GENEL ÖZELLİKLERİ VE SAİNT GEORGE RÖLYEFİ-

Adaklı eski mahallede bulunan kilisenin büyük kısmının yıkıldığını belirten Butasım, şu bilgileri verdi: “Bu yıkılan kısma bir cami yaptırılmış olup kilisenin güney tarafında bir tonozlu bölüm ve ona bağlı olarak yol hizasında üç kemerli bir çeşmesi günümüze ulaşmıştır. Kalan tonozlu bölüme batı tarafından açılmış bir kapı ile girilmektedir. Kapı düz lentolu olup üzerinde yuvarlak kemerli bir açıklı bulunmaktadır. Tonozlu bölüm beden duvarları ve üst örtüsü ile birlikte düzgün kesme taştan yapılmıştır. Tonozlu bölümün giriş kısmının tam karşısında bir adet mazgal pencere yer almaktadır. Güney duvarına daha sonradan yapıldığı belli olan basit bir mihrap yapılmıştır. Yapının kuzey tarafında zemin alçak olup burada bir adet çeşme yer almaktadır. Çeşmede üç adet oluk olup olukların bulunduğu yer yuvarlak kemerli niş içinde yer almaktadır. Kemerlerin birleştiği alanlarda hayvan rölyefleri bulunmaktadır.

Makalemize konu olan rölyef tonozlu bölümün giriş kısmının üzerinde bulunan konsolun yan yüzeyinde yer almaktadır. Konsolun güney tarafında rölyef net olarak görülebilmektedir. Konsolun kuzey tarafında başka bir rölyef olduğu ancak daha sonra tahrip edildiği anlaşılmaktadır. Konsolun yuvarlak yüzeyi ise balıksırtı şeklinde süslemelere sahiptir. Rölyefte, aziz bir binek üzerine elinde uzun bir mızrak tutar şekildedir. Mızrağın uç kısmı bir yılan/ejderhanın başına doğru tutulmuş şekilde tasvir edilmiştir. Yılan/ejderha o denli büyük tasvir edilmiştir ki dairesel konsolun çevresini döner şekildedir. Söz konusu rölyefte yılanın büyüklüğü dışında, hem aziz hem de bindiği binek anatomik gerçeklikle uygun şekilde yapılmıştır. Oyma tekniği ile yapılmış olan rölyefteki binek, yan cepheden verilmiş olup aziz ise tam cephe duruşu ile tasvir edilmiştir. Yüz hatları, vücut oranları ve başındaki azizliği simgeleyen hale oldukça net ve gerçek kontürlerle yapılmıştır.”

-AZİZ GEORGE’UN HAYATI-

Butasım, çalışmasında Aziz George’un hayatı ile ilgili şu bilgilere yer verdi:

“Aziz George’un hayatı hakkında oldukça fazla bilgi bulunmaktadır. Kimi kaynaklara göre Aziz kimi kaynaklara göre ise bir savaşçı olan Saint George olarak geçmektedir. Gerçek kimliği tam olarak belli olmayan bir kahramandır. Aziz George’nin doğup yaşadığı bölge ve öldürüldüğü yerler üzerinde de farklı anlatımlar bulunmaktadır. Avrupa’da Aziz George ile ilgili efsanenin en eski versiyonunun, edebi anlatım olarak, 5. yüzyıldan kaldığı kabul edilmektedir. Hippolyte Delehaye, Grek (Yunan) mitolojisi üzerine yaptığı araştırmada Viyana el yazmalarına dayandırdığı bilgiye göre bu efsane 5. yüzyıla ait olup Yunan menşelidir. Delehaye’ye göre Roma egemenlik alanında bulunan Kapadokya bölgesinde askeri bir komutan olan Aziz George İsa’ya inanmış bir Hıristiyan olup İmparator Datianus’un putlara kurban vermesi emrini reddederek işkence görmüştür. İmparator Daitanus’un, Aziz George’nin imanını kırmak için uğraştığı süreçte, Aziz George birçok ilahi ilham almıştır. Bazı mucizeler de gösterdiği belirtilen Aziz George, Haçlı seferleri sırasında Müslüman savaşçılardan korkan Hıristiyan şövalyelere öncülük edip Kudüs’ü kurtarmaya gitmiş ve ülkelerine dönen şövalyeler tarafından İngiltere’de ülkenin koruyucusu olarak kabul edilmiştir.

Partcia Brown’a göre yazılan efsane kitaplarındaki Aziz George, Kapadokya bölgesinde doğmuş ve en erken 11-12. yüzyıllarda resmedilmiştir. Ancak burada görüldüğü gibi her iki anlatımda da eksiklikler ve yanlışlıklar mevcuttur. Hem ilk resmedilme tarihi hem de hayatı hakkında batılı araştırmacılar yanlışlıklar yapmışlardır. Çünkü bu kültün tasvirlere konu olması çok daha eskilere dayanmaktadır.

Kabul gören en temel anlatı St. George’nin miladi III. yüzyılın ikinci yarısında Filistin’in Remle Kasabası’nda doğduğu şeklindedir. 23 Nisan 303’te Diocletion devrinde (284-305)17 imparatorun İzmit’te Hıristiyanlar aleyhine astığı bir fermanı yırtması yüzünden çeşitli işkenceler sonucunda öldürülmüştür. Kimi zaman Aziz Yorgi, kimi zaman da Cercis Nebi olarak tanımlanan bu kült şahsiyetin Kapadokya’da doğduğu ve imparator Diocletion zamanında generalliğe kadar yükseldiği varsayılmaktadır. Ancak Hıristiyanlığı kabul edip yaymaya başlamasıyla başı kesilerek öldürülmüştür. Bazı araştırmacılar ise Kapadokya’da doğduğunu ve daha sonra 14 yaşında annesi ile birlikte Filistin’e göç ettiğini burada 17 yaşında Roma ordusuna asker olarak girdiğini belirtmektedir. Diocletianus döneminde Hıristiyanlara işkence yapıldığı ve putlara tapmayanların öldürülmesini emrettiği, ancak Aziz George’nin Hıristiyanların yanında yer aldığını belirten araştırmacılar, bundan dolayı öldürüldüğünü belirtmektedirler. Aziz George’nin Hıristiyanlık adına mücadelesi Hıristiyanlar nezdinde oldukça değer bulmuş ve neredeyse Anadolu’nun her tarafında Aziz George adına manastır ve kiliseler inşa edilmiştir.

-EJDER-İNSAN MÜCADELESİ BAĞLAMINDA SAİNT GEORGE RÖLYEFİNİN KÖKENİ-

Ejder kültü ve buna bağlı olarak ejderin tasvirinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Özellikle Çin, Hind ve Orta Asya, İran, Mezopotamya ve Anadolu bölgelerinde ejder tasvirini görmek mümkündür. Ejderha kültünün menşeinin kadim doğu ve Orta Asya olduğu, ikonografik olarak en çok görülen anlatımlardan birinin ejder-insan mücadelesine ait olduğu belirtilmektedir. Ancak Orta Asya ve Çin gibi bölgelerde eski dönemlerde ejder-insan mücadelesinden ziyade Ejderi koruyucu ve hayat ağacı ile bağlantılı olarak görmekteyiz. Gönül Öney, insan-ejder mücadelesinin iyi ile kötü mücadelesinin bir sembolü olduğunu belirtmektedir. Yaşar Çoruhlu özellikle ejder ile mücadele efsanelerinin kökeninin Doğu olduğunu örnekleri ile açıklamakta, ejder-insan mücadelelerine ait efsanelerin Anadolu’da Hitit ve Sümer, Asya’da Hint ve Çin, eski İran’da anlatılageldiğini ve bu mücadele sahnelerinin Anadolu, Asya ve Avrupa’da oldukça yaygınlaştığını belirtmektedir. Sara Kuehn, Doğu Hristiyan sanatında ejder-insan mücadelesinin en erken 7. yüzyıla değin indiğini ve bunun trans-kafkas kültürünün bir devamı olduğunu savunmaktadır. Hıristiyan sanatına bağlanan St. George ile ejderha mücadelesi, Hıristiyan sanatında görülmeden çok önceye dayanan mitolojik bir efsanedir. Bu mitolojik anlatımın en eski varyasyonları Sümer ve Hitit mitolojilerinde görülebilmektedir. Sümer tabletlerinde rölyefi de bulunan bu efsanede (XIX. Tablet), Silindirik mühür üzerinde ejderle savaşan tanrı resmedilmiştir. Efsanede yer ve gök ayrıldıktan sonra ejder (Kur) tarafından yeryüzüne kaçırılan tanrıça Ereşkigal’i kurtarmaya giden su tanrısı Enki’nin ejderi yenmesi veya diğer bir anlatımla Tanrı Ninurta ile Ejder Kur arasındaki mücadele anlatılmaktadır. Sümer mitolojisine ait olan bu efsane M.Ö. 3 ile 1. bin yıl içinde değerlendirilmektedir.

Hititlere ait olduğu iddia edilen, günümüzde Malatya-Arslantepe kent duvarlarından çıkarılan ve Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde sergilenen bir kabartmada söz konusu sahneye benzer bir sahne yer almaktadır. Ekrem Akurgal’a göre, Hattilere kadar dayanan bu mitolojik kabartmada anlatılan olay en belirgin şekilde Hititlerde ortaya çıkmaktadır. Burada Gök tanrısı Telipinu’nun İlluyanka Ejderi ile savaşı anlatılmaktadır. İki ayrı versiyonu olan mitolojik hikâyenin birincisinde, İlluyanka Ejderi’ne yenilen Gök Tanrısı, Hattili tanrıça Inar’ın yardımı ile ejderi yenmesi anlatılmaktadır. Inar, yardımları karşılığında Hupasiya adında bir ölümlüye aşkını vadetmektedir. Tanrıça, ejder ile yer içer ve onu sarhoş eder. Ejder baygın yatarken Hupasiya gelip ejderi sıkıca bağlar. Daha sonra Gök Tanrısı başka tanrılarla beraber gelip ejderi öldürür. Bir diğer varyasyonda ise “Ejder İlluyanka yaptığı savaşta Gök tanrısını yener ve onun yüreği ve gözlerini alır. Gök Tanrısı ejderden öç almak için Arm adlı bir ölümlünün kızı ile evlenir ve ondan bir oğlu olur. Oğul büyüyünce ejderin kızı ile evlenir ve babasının yüreği ve gözlerini geri alır. Gök Tanrısı eski gücüne kavuşunca ejderi öldürmeye gider; ancak orada oğlu bulunmaktadır. Oğlu babasına “beni de öldür” diye bağırır. Bunun üzerine Gök Tanrısı ejder İlluyanka ile birlikte oğlunu öldürür”. Aynı kurgusal şema Zerdüşt öncesi dönemde İran’da karşımıza çıkmaktadır. İran’ın ilahlarından İntra’nın bir ejderhayı öldürdüğü ve Buda’nın bir kulübede yaşayan ejderha ile savaştığı anlatılmaktadır. İran coğrafyasında görülebilen insan-ejder mücadelesi M.Ö. 224-241 tarihlerinde hüküm sürmüş Sasani Kralı I. Ardeşir dönemine aittir. Bu rölyef Nakşi Rüstem’de bulunmakta ve Ahrimen ile ejder mücadelesini konu edinmektedir. Daha sonra bu mitolojik kurgu Yunanlılarda, Helen kültüründe farklı bir şekilde hayat bulmuştur. Akurgal’a göre bu efsane Hellen mitolojisinde Zeus ve Typon arasında geçen savaşta görülmektedir. Burada Typon, Tanrı Zeus’un yüreğini ve gözlerini değil, kollarını ve bacaklarının kas liflerini almıştır. Ejderin gözcülüğünü de kızı Aigipan yapmaktadır. Kas liflerini de geri alan Tanrı Hermes’tir. Akurgal, buradaki efsanenin benzerliğinin yanında yer isimlerinin de Anadolu’ya ait olduğunu belirtmektedir. Typon’un oturduğu yer Mersin civarındaki Korykos Mağarası ve Casius Dağı ise Antakya yakınlarındadır. Her ne kadar elimizde tasvir ve rölyef olarak ispatı bulunmasa bile bazı araştırmacılar Aziz George’nin 4. yüzyıldan itibaren tasvir edildiğini iddia etmektedir. Yılan ile mücadele eden aziz tasvirinin Bizans İmparatorluğu döneminde 6. yüzyılda Suriye, Filistin’de ortaya çıktığı ve aynı süreçte Anadolu’ya yayıldığı da en güçlü iddialardan birini oluşturmaktadır. Örneğin, Aziz George’nin, Mısır’da Bavit Manastırı’nda 6. yüzyıl duvar resminde haleli, pelerinde ve asker kıyafetiyle resmedildiği aktarılmaktadır. Anadolu ve Kafkaslarda Hıristiyan sanatında görülmesi X. yüzyıla değin inebilmektedir. Van Akdamar Adası’nda bulunan kilisenin (915-921) kuzeybatı duvarında bulunan rölyefte Aziz Theodore bir ejderhayı mızrak ile öldürmektedir. Kapadokya’da Yılanlı Kilise duvarlarında fresk olarak XI. ve XII. yüzyıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Gürcistan’ın dağlık bölgesinde bulunan Racha bölgesindeki Kral III. Bagrat’ın son dönemlerine tarihlendirilen (1010- 1014) bir kilisede typanum üzerinde bulunan rölyefte Aziz George ve Theodore ejder ile savaş sahnesi görülmektedir. İslam sanatı ve edebiyatında da benzer kültü ve tasvirleri görmek mümkündür. Örneğin Gazne’de Kubadabad sarayında görülen ejder motifi tıpkı daha sonra Anadolu Selçuklu sanatında da görüleceği üzere koruyucu bir motif olarak sembolize edilmiştir. Anadolu’da Harput Artuklu Meliki İmameddin Ebu Bekr (1186-87) tarihinde bastırdığı öne sürülen ve günümüzde İstanbul Arkeoloji müzesinde bulunan sikkenin bir yüzünde sol profilden ejder ile mücadele eden erkek figürü bulunmaktadır. Anadolu’da Konya’da aynı şemayı görmekteyiz. Söz konusu iki atlının resmedildiği şemada soldaki figür kılıçla ejderi öldürmektedir. Konya Alaeddin Köşkü’ne (1220-1237) ait olduğu kabul edilen bu alçı kabartmanın Alaeddin Keykubat dönemine ait olduğu savunulmaktadır. İslami dönem el sanatlarında da ejder motifi ile karşılaşmaktayız. Buna benzer insan-ejder mücadelesini konu edilen figürleri barındıran seramikler Ege Bölgesi yerleşimlerinde de bulunmuştur. Edebi metinlerde Ortaçağ Anadolu ve Balkan coğrafyalarında dervişler ve tarikat şeyhlerinin ejder ile mücadeleleri sıkça karşımıza çıkmaktadır. Hacım Sultan, Sarı Saltuk, Şuacaeddin Veli, Koyun Baba, Demir Baba, Otman Baba ve Hacı Bektâş-ı Veli velâyetnâmelerinde bu velilerin ejder ile mücadeleleri görülmektedir. Yine Anadolu halk kültüründe Hıdrellez kutlamalarının Aziz George’nin öldürülmesi tarihi olan 6 Mayıs ile aynı tarihlere denk gelmesi bu kültün ortak bir inançtan doğduğunu ve geliştiğini göstermektedir.”

-RÖLYEF KORUNMAYA ALINMALI-

Adaklı Kilisesi’nin ayakta kalan tonozlu bölümü ve üç kemer açıklıklı çeşmesi üzerinde barındırdığı rölyeflerin Bingöl’e ve Adaklı ilçesine tarihsel bir kimlik kazandırdığını belirten Butasım, “Bu nedenle burada bulunan rölyefin en azından farkındalık oluşturularak korunmaya alınması gerekmektedir. Hıristiyan sanatı içinde yer edinmiş ve Hıristiyanlar mal olmuş Adaklı’daki bu anlatım ve rölyefin tarihi süreç içindeki yerinin ve öneminin belirlenmesi için daha nitelikle çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Böylelikle Bingöl ilinin tarihi ve sanatının kökeni hakkında nitelikli bilgilere ulaşılması daha kolay olacaktır” dedi.

 

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Butasım,, Adaklı, Kilisesi’ni, araştırdı,
Yorumlar
Haber Yazılımı