Haber Detayı
02 Mayıs 2017 - Salı 12:05
 
“Murat Nehri dünyada ilk ondaydı”
TEMA Vakfı Bingöl Şube Başkanı Cuma Karaaslan, toplam uzunluğu 722 kilometre olan Murat Nehri’nin 1985 yılına kadar dünyanın en temiz ilk 10 nehri arasında yer aldığını söyledi.
YAŞAM Haberi
“Murat Nehri dünyada ilk ondaydı”

Röportaj: Yunus BUDAK

Uzun yıllardır TEMA Vakfı Bingöl Temsilciğini yapan Cuma Karaarslan ile suyu konuştuk. İnsan için suyun önemi, Bingöl’ün kullanılabilir su rezervi, su politikasını, içme ve kullanma suyuna ilişkin sorularımızı yanıtlayan Karaarslan, çarpıcı tespitlerde bulundu. Aynı zamanda Çevre Mühendisi olan Karaarslan, yakın zamanda kurulan Bingöl Su Kurulu’nun amaç ve yol haritasının detaylarını aktardı.  Söyleşimizde suya dokunan ve insan için sahip olduğu önemi bilimsel yönüyle de ele alan Karaarslan, dünyanın geleceği için hayati öneme sahip suyu bir ‘ varlık’ olarak tanımlıyor.

Suyun önemini konuşurken Bingöl’den başlayalım isterseniz. Yakın zamanda oluşturulan Su Kurulunda sizde görev aldınız. Su Kurulu neyi amaçlıyordu?

“Dönemi içerisinde Başbakanlık tarafından 81 ilde Su Kurulu oluşturulmasıyla ilgili bir karar alındı. Bu kurulun içinde tüm kamu kurumları DSİ sekreteryasın da ve illerde valiliklerin başkanlığıyla yürütülen suyun korunması, su ekosistemi üzerinde ki özellikle yerleşim yerleri, kirlilik ve benzeri önleyici tedbirlerin alınması suretiyle suların korunması ve suların daha doğru kullanımına yönelik bir takım faaliyetlerin elde edilmesine yönelik başladı. Süreç içerisinde tabi bölgelerde, illerde suyu tahmin edersiniz ki bir ilin sorunu değil bölgenin sorunu olarak ortaya çıkmasına sebep oldu. Tabi bizim asıl hedefimiz ‘suları nasıl tükettik. Tam da cümlenin özü şuydu; suların tükenmesiyle insanlığın da tükenmesi bir oldu. Biz bu kurulda DSİ olarak var olduk o dönemde. Var olma süreci içerisinde bir benimseme, sevme politikalarını üretme yönünde bir takım çalışmalardı. Çünkü bir şeyi sevmeden üretme ve devam ettirme şansınız kalmayacak. Asıl mesele buydu. Doğrusu kırsal kentsel alanlarda, sağlıklı su havzaları, tatlı tatlı su ekosistemlerinin doğal olarak hem gerçekleştirdiği ve hayatımıza kattığı bir sürü işlevselden yararlanarak hem alışılmış saldırgan alternatiflerden uzaklaştırma, hemde koruyucu tedbirlerle içme suyunu arttırıp iyi suyu, doğru suyu koruyucu aynı zamanda belki açlığı diğer şeylerden korunmayı, hasarları ve benzeri şeyleri azaltan hedeflere ulaşılabilmemizi sağlayacak. Fakat öyle bir şey oldu ki hem ticari piyasaların, yani bu işi metalaştıran piyasaların hem de buy ekosistem üzerinde bir bedel biçilemediği için bedavadan ‘eyvallah gelmiş’ gibi bunu enerjiye dönüştürmek gibi bir olguya dönüştürmek üzere hükümetlerin bunu koruyamama beceriksizlikleri diyelim, yada yeknesak bir yapı oluşmadığından hükümetlerin bunu başaramaması sonucu yoksun kaldı.”

Belediyelerin yaklaşımı nasıl?

“Kentlerde belediyelerde şöyle algılama anlayışı vardı; Dere 10 yıl kurudur, ama o derenin imara açılması, kıyısına kadar ağaçlandırılması, evlerin inşa edildiği, kapatılması, onların çöp alanına dönüştürülmesi, onların sanki birer gereksiz bir şeymiş gibi algılanarak doğanın kendi içinde kusmuk yapısını unutan bir anlayış hakim. Bizde buy anlamda belediyelere, diğer kamu kurumlarına bu mecrada akan ekosistemin bir değer üretmeye dönük çalıştık. Herkes deresine sahip çıkacak, yerleşim yerlerinin bu derelerden  uzaklaştırmak ve aynı zamanda suların temiz kalmasını sağlamak neden önemliydi? Çünkü o su; 90 yıllık bir döngü içerisinde tekrar bize içilebilir su olarak dönecek. Yani oraya attığımız tuvalet atığı olur, çöpler olur, diğer kirlilik unsuru bütün unsurlar 90 yıl sonra bize, torunlarımıza içme suyu olarak geri dönecek. Bildiğimiz şey şuydu; Dünyada değişmeyen tek şey su miktarıydı. Peki asıl mesele neydi? Değişmiyor ama kirleniyor. Bir yerde buhar, bir yerde okyanus durağan, bir yerde gölette duran ama bütün bunlar bir yana çer çöple kirletilen tarımsal ve sanayi atıklarla kirletilen bir hal aldığı zaman nehirler göller ile birlikte diğer tatlı ekosistemlerinde bir bozukluğun yaşamasına neden oluyor. Suda yaşayan canlıların, mevsimlik sellerle ve diğer zararlarıyla yaşadıkları sonuçlara maruz kaldığını görüyoruz; bir dere taşını oluyor ve zararları ortaya çıkıyor. Peki o derenin başına kim ev yaptı ve zararlara sebep oldu. O dere milyonlarca yıldır zaten var orada. Oraya ev yapan insanlar 200 yıldır veya 500 yıldır orada. Kim kimi bastı ve zarara uğrattı. Siz niye derenin içerisine ev yaptınız? 10 akmayabilir, 50 yıl akmayabilir, ama süreç içerisinde tekrarlanan , tezahür eden varolan bir gerçeklik var. Çünkü doğa kendi içerisindeki yapısını koruyan, kollayan ve sürekli akarını tamamlayan bir yapı içerisindeydi. Dolayısıyla siz onu kirlettikçe, tedbirler almadıkça, onu yom sayıp kullandıkça o da sizden birkaç yıl içinde intikamını almaya başlayacak, tamda budur.”

Bütün bunların farkında olarak Su Kurulu ne üretti?

 “Su kurulu da bu kapsamda uyarıcı nitelikte çalışmaların öncüsüydü aslında. İlçelerden, ilçelerden , özel idare gibi kurumların tamamının içerisinde olduğu , dönem içerisinde başardık mı evet başardık. Bir bilgi, bir sevgi üretmeyi başardık. Herkes her kurum kendi çapında buna sahip çıkmaya, büyük devasa yatırımlar yerine korunması gerektiği, alternatif alanlar aranması gibi şeyler ortaya çıktı.”

-1985 YILINA KADAR MURAT NEHRİ DÜNYADA İLK TEMİZ 10 NEHİR ARASINDAYDI

Biz tabi şunu biliyorduk; 1985 yılına kadar Bingöl’de bulunan Murat Nehrinin dünyada ilk temiz 10 nehir arasında olduğunu biliyoruz. Bilimsel bir araştırma ve dergide yer alan bir çalışmadır. Murat Nehri Amazon gibi çok doğal doku içerisinde temiz kalan ilk 10 nehir arasındaydı. Nedeni Ağrı’dan doğan, Muş’tan Bingöl’den ve Keban Barajına dökülen suyun üzerinde tarımsal faaliyette sınai faaliyetlerin azlığından yada yetersizliğinden yada yokluğundan kaynaklanıyordu. Süreç içerisinde 85’li yıllarda herhangi bir araştırma yapılmamış ama gözlemsel olarak dayandığımız bazı huşuların özellikle ilkbaharlar da gördüğümüz kadarıyla nehrin bulanık ve kahverengi aktığını hepimiz şahit olmuşuz. İşte o kahverenginin tamamı topraktır. Bu Muş’taki tarlalardan bu Bingöl’deki tarımsal faaliyetlerden kullandığımız yanlış tarım teknikleri, yanlış uygulamalar yada yerleşimlerden kaynaklanan toprağı yumuşatan ve yağmurlarla taşınan toprağın oluşturduğu bir sonuçtu. Tamda bu noktada dedik ki Bingöl’ün tarımsal potansiyelinde çok önemli bir takım eksiklik ve aksaklıklar var. “

Nedir bu aksaklık?

“Ekilsinler de ne olursa olsunlara döndü. Hayır aslında bu değildi. Buğday, arpa, pancar ve benzeri ürünler ve en önemlisi çeltik ekimi. Yaban yerlerde yamaç yerlerde ekilen bir çeltik potansiyelimiz var. Dünyada ki en büyük cinayetlerin başına bu gelir. Toprağın, suyun ve insanın katli gibidir. Büyük devasa yerlere ektiğiniz yaban ve yamaç, engebeli arazilere nehir nehir sular salıyorsunuz. Çünkü çeltik ıslak kalmak zorunda. Madem öyle tava sistemi önerdik. Düz alanlarda bunun kurulumunu sağlayıp daha az alanda yapılsın. Oluşturulan bu havuzda biriken su onu uzun süre besler. Sürekli bir akarsuya ihtiyacınız kalmayacak, toprak taşınmayacak. Tamamen orada beslenme ve yeni bir tarımsal kültür oluşacağından 10 dekarlık bir alandan 100 dekarlık bir alanın verimini elde edebilecek imkanımız varken, toprağı heba ettik, suyu da heba ettik. Bu su kirlendikten sonra, pirinç ekilen tarlalarda aşırı su üretilen karbonmonoksit ve diğer arsenik atıklara kadar bir sürü malzeme üretiliyor. Zararlı malzeme üretiliyor. O sonuçlar akarsulara nehirlere, göllere, barajlara, denizlere kadar gidiyor. Tekrar bizde döndüğünde ilaçların etkisiyle bu kaybolmayan bir süreç sağlıyor. Hem tekrar içiyoruz, hem buharlaşarak, yağmurlaşarak bize gelen su ve bu tekrar tekrar olduğunda bizim için zarar itiba ediyor.”

 -BİNGÖL ANA MERKEZDİR

Bingöl’ü ele almaya çalıştığımızda Bingöl kendi bölgesi içerisinde bir yandan Murat’ı, bir yandan Masalla’yı, Göynük ve diğer havzayı besleyen bir yapısıyla Fırat Ve Dicle arasında kalan bütün unsurları ve içilen kaynakları doğurtan ana merkezdir. Kar, kaynak ve yağmur sularının akıp gittiği ve havzalardan boşaldığı ve ana havzaya aktığı bir merkez konumundadır. Diyarbakır düz ovadır, su gittiğinde artık menfanın içerisinde depolanır. Biz ise bir açıdan su zenginiyiz, diğer bölgeleri besleyen aynı zamanda, ama kendimizi besleme açısında da su fakiriyiz. Yani suyumuz yok aslında. Su akar, Bingöllüler bakar. Tamda bu konumdayız. Aslında biz bazı şeyleri görmezden geldik. Örneğin barajlar, hidroelektrik santralleri. Dere boylarındaki bu santrallerde 10-15 kilometrelik bir mesafede zırnık su bırakmıyorlar. Burada ot, bitki ve benzeri diğer canlı flora ve fauna üçler beşler aylarca yoksun kalıyor ve kuruyor, ölüyor. Öldüğünde tekrar dirilme şansı yok. Bir başka husus örneğin 15 kilometrede derede akan su bir annenin karnında ki çocuğun gelişimi gibidir. O su topraktan boşuna akmıyor. Topraktan minarel alıyor, çiçeğe değiyor, yosuna değiyor, çakıla değiyor zenginleşerek olgunlaşıyor. Anne karnında ki dokuz aylık evresini tamamlayan bebek gibi. Ama bizim tarımsal, içme, kullanma alanlarında uyguladığımız ve kendimize ihtiyaç olarak belirlediğimiz suların kaynağını oluşturuyor. Yoksa öyle akıp boşa falan gitmiyor. İşte orada koruyucu tedbirler almak lazım. Bunlar; kıyı korumaları, sellerden korumalar, akışındaki düzensiz, akım rejimini bozan etkenleri düzelterek suyun zenginliğini koruyabiliriz.”

Bingöl’ün dış suları besleyen kaynakları var mı?

“Bingöl’de bir Peri Suyu, Karasu, Murat, Masalla suyu ve diğer bölgelerden akan suların dışında dış suları besleyen sularımız var. Bu kadar özelliği olan bir ilin ana su kaynağı kardır. En yüksekte yağar, ve bu kar bizim içi onda bir suya dönüşür. Eskiden bu suların denizlere, nehirlere ulaşma hızı kayıplarda yüzde 5 iken şimdi ise yüzde 35’tir. Su artık denizlere temiz olarak ulaşmıyor. 90 yıllık su döngüsü içinde başta orman, toprak,atmosfer,  buharlaşma, deniz, hepsi evatransprasyon dediğimiz süreç içerisinde bir döngünün parçalarıdır. Bunların 9 tane halkası var. Bu halkalardan herhangi biri de orman ve ağaçtır. Ağaçlar suyu dağlardan yerin altını beslerler. Dolayısıyla bu yapılmadığı zaman, ağaç kesildiğinde yeri besleyemiyor. Örneğin ağacın olduğu bir yüzeyde yüzde 85 su yerin altına inermiş. Ağacın olmadığı bir yerde ise yüzde 85 su yüzeyden akıp gidermiş. Merada bitki ortamında ise bu yüzde oran yüzde 65’tir. Dolayısıyla bu rakamı düşündüğünüz de çok önemli bir kayıptan bahsediyoruz.

-TOPRAK TAŞINIYOR, ORMAN TAHRİP OLUYOR

Bir yandan meralar, bitkiler, ağaçlar, ormanların kaybolması suyun yer altına depolanmaması nedeniyle Bingöl gibi mecralarda ana antrelerde yer altı suyu kalmayacak. İstediği kadar kar yağsın, istediği kadar yağmur yağsın gelir gider. Elbette bir miktar besler ama sonuçta asıl umulan faydayı yüksek bir coğrafyanın topokrafik olarak 2850 metrelerde değişen bir topokrafik yapıya sahibiz. Buna enli açıdan baktığınız da aslında bir facia var. Toprak taşınıyor, orman tahrip oluyor, yerleşim yerleri, endüstriyel ilişkiler, tarımsal faaliyetlerin yanlışlığı, enine boyuna değil de dikine tarımsal faaliyetlerin sağlanması suyu yok ediyor. Oysa biz Metan ile, Göynük ile, Sancak ile Sülbüs’le Adaklı ve Karlıova’nın sularıyla Elazığ’ın da Bingöl’ünde güneyin de bütün su ihtiyaçlarını karşılayabilecek konumdayız. İçme ve kullanma suları açısından. Bir tedbir alırken suya nimet olarak bakıp mal ve meta olarak bakmamak lazım. Su hava gibidir. Su nimettir, su bir varlıktır. Bu varlığı siz kalkıp bir mala metaya dönüştürdüğüz de veya bakış açınızı değiştirdiğiniz de ticarileştirmeye çalıştığınız da yada siz kendi yaşamınızı kolaylaştırdığını sandığınız işgallerle aslında zorlaştırdığınızı unutuyor, tam da bu noktada köreliyorsunuz.”

Sondajın yer altı sularına etkisi nedir?

“Sondaj olayı yer altı sularına müdahaleyi zararlı olarak öngördüğümüz bir çevresel felakettir. Siz istediğiniz zaman istediğiniz yerde suyu çıkarma şansına sahip değilsiniz. Suyun o 90 yıllık döngü kültürü içerisinde kendini tamamlayan, ham olarak değil pişen bir halde size sunduğu, zaten yer altında çıktığı tüften, o yumuşak topraktan, çatlak kayalardan çıkarak bize kaynak olarak dönüyor. Dolayısıyla biz bu baskıyı sondajlarla artırdığımızda yer altı ki su kalmayacak. Sondajla arttırdığımız baskı han suya erişmemizi sağlıyor. Su taşa, çatlağa değe değe minarel olarak zenginleşip gelecek. Demire, bakıra, çinkoya, magnezyuma değecek. Tıpkı derede değdiği gibi. Yeraltında da öyledir. Değmezse, olmazsa ham su içmiş olacağız ve sağlığımız bozulacak, yada ham su kullanmış olacağız tarımsal verimliğimiz azalacak. Tüm bunların hepsini hesaba katmazsak eğer suları koruma şansımız kalmayacak. Şuan suların bütün belası yerleşim yerleridir. Eskiden yerleşim yerleri akan suların kenarlarında kurulurdu. Şimdi biz kalkıp su menbalarını kirleten bölgeleri yapmaya çalışıyor, bir de dereleri işgal etmeye çalışıyoruz. Oysa derelerden uzak dere boylarında, nehirlerden uzak nehir boylarında medeniyetin gerektirdiği yerleşim tarzı olmuştur. Şuan bizi mahfeden yapılanma hem insanların tükenmesine hemde suyun tükenmesine neden olmuştur.”

-EN GÜZEL ÖRNEK ALMANYA

Dünyada bu işin örneğini en güzel Almanya yapmıştır. 2. Dünya Savaşına girdiğinde askerlerden su ölçen hidrologlar üretmiş . Biz savaşıyoruz, su suları ölçün diye. Havzalarını belirleyip su akarlarının yıllık ölçümlerini yapmışlar. Bizde bir dönem Bingöl’de yaptık. Şunu yapmayı amaçlamışlar; Ne kadar suyumuz akıyor, bu suyun ne kadarını enerjiye, ne kadarını tarıma, ne kadarını içme ve kullanmaya ayırabiliriz. Aslında şunu öğrenmiş; su varlığını, nimet varlığını, planlı olarak kullanmayı öğrenmiş. Şuan da onu yapıyor. Bu çok büyük bir başarıdır.”

Hidroelektrik santralleri enerji ihtiyacını karşılıyor mu?

“Bugün Bingöl’de dahil tüm Türkiye’de uygulanan 2 binin üzerinde ki hidroelektrik santrallerinin topladığımızda Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 4’üne denk gelmiyor. Bu yüzde 4’ü gece saat 12’de kapatacağımız elektriği 11’de kapatırsak başarırız. Kim kazanıyor? Birkaç tane orayı burayı kapatan insan kazanıyor. 49 yıllığına devlet buna para ödüyor sürekli. Kimin malıdır, benim senin malın olan dereyi gaspedip oradan 49 yıl para alıyor. Köylünün tarımsal alanı yok oldu, köylünün su kaynakları yok oldu. Bunun güzellikleri biler yok. Su güzelliktir. Biz kendi inancımızda olan ‘derenin kenarında bile olsanız, nehrin kenarında bile olsanız suyu israf etmeyin’ diyen bir Peygamberin nesli olarak görmezden gelip en en büyük israfları yapıyoruz. Kanada’da bile bir içme suyu firması Peygamberin bu sözünü alıp pet şişelerin üzerine yerleştirmiş. Burada pet şişelerde israf etmeyin yazıyor. Su satan bir firma dikkat edelim; Bizim Peygamberimiz.

-ÇÖL BİR VATAN VATAN MIDIR?

Sonuç olarak bütün bunları içselleştirdiğimiz bir şey olursa eğer, bugün ülkelerin içinde bulunduğu darboğazlar, enerjiler, problemler, ben sen kavgası biter. Ama bu kavgalar bittiğinde toprak ve suyun yoksa hiçbirimiz için kavga ettiğimiz şeyin bir önemi kalmayacak. Sizce çöl bir vatan vatan mıdır? Sizce susuz kurak bir yer vatan mıdır? Göçlerin sebebi bu. Yıllarca dünyadaki göçlerin hareketlerin savaşların sebebi su oldu. Yakın tarihte şuan da 5-10 yıldır içine girdiğimiz süreçte dahil olmak üzere su savaşları başladı ve yapılıyor. Bugünde bu su savaşlarının temelinde temiz suyun ihtiyacını karşılamasını sağlayacak en önemli özelliklere sahip tek il işte Bingöl gibi, Ağrı gibi birkaç il kalmış. Bunların korunma süreciyle beraber temiz suya, özellikle depolanması şişelenmesi, içme suları ve benzeri olarak değerlendirilmesi için korunmaya ihtiyacı var. Korunma havzadır. Siz bir havzada yerleşim yeri olmayan insandan uzak doğaya yakın bir alan seçerseniz, kendi depolama tesislerinizi yapabilirsiniz, suyun olgunlaşmasını içilebilir olmasını, evlerde kullanımını sağlayarak diğer içme suları üzerindeki baskıları yok edersiniz.”

-KANUNLARI NASIL KORUYORSAK SUYUN KANUNUN OLUŞMASI LAZIM

Şuan da dünyada insanın kullandığı tatlı su, içilebilir su yüzde 1’dir. Çok büyük bir rakam değil, bitebilir. Çünkü yüzde 100’ün içindeki atmosfer, buharlaşma, tarım, sanayi, ilaç ve diğer kültürün oluşturduğu kirlilik yüzde 1’i anında yok edecek düzeyde. Çünkü toprakta kalmamış, ormanda kalmamış. Allah’ın kurduğu derinliği bozuyoruz. Bizim yeni bir tarz geliştirip bu kamunun özellikle hükümetlerin sahiplenerek, tıpkı yasaları diğer kanunları nasıl koruyorsak suyun kanunun oluşması lazım. Herkes her zaman suya mal olarak bakamaz. Bingöl ili bu anlamda su potansiyeli bakımından var, zengin ama akıp gittiği için başka bölgelere için de fakirdir. Kendisinin değerlendirebileceği bir tesis, kendsisinin üreteceği kaynakları yeterince elde edememiş. Tek bir kaynağımız var işte o da Binpınar kaynağımızdır. Doğugüneydoğu ve 40 ilin üzerinde satışları var. Türkiye’nin yüzde 50’likpiyasasına ulaşmaya başladı. Ayı zaman da yurt dışına satabiliyor, Avrupa’ya satıyor. Bütün bunları düşündüğünüzde Bingöl’de buna benzer belki onlarca tesise ihtiyaç var. Burada hem su kaynağını korumuş oluyoruz, hemde insanlara temiz su sağlamış oluyoruz.”

Bingöl suları insan sağlığı açısından ‘kaliteli su’ olarak kabul görüyor mu?

“ İddia ediyorum Bingöl’de bin 300 metre kodundan fazla olan bütün suların hepsi 7.4 ile 8.4 arasında ph değerlerine sahip ve bu suların dünyada en iyi ve kaliteli su olduğunu biliyoruz. Bilimsel olarak 7.4’ten yüksek 8.4’te ph değeri olan sular içilebilir, vücudun sağlığını koruyabilen belki ilaç bile kullanmanıza gerek bile duyulmayan suyla tedavi edebilir. Çünkü insanın doğasında su var. Neden? Bingöl deprem bölgesidir, orman bölgesidir, kaya ve taş bölgesidir. Bazalt taşın en çok olduğu yoğun illerden biridir. Orman, bazalt ve deprem. Bu üçü suyu yapıyor ve bir mucize oluşuyor.”

-100 YILLIK PLANLAR YAPIYORLAR AMA İÇME SUYU YETMİYOR

Şimdi derelerde uygulanan hidroelektrik santralleri dolayısıyla kaynaklarımız birkaç yıl içinde kuruyacak. 15 kilometreden dereyi tuttuğunuz zaman yer altını besleyen su yok olur. Su akarken akmıyor, aynı zaman da altını da besliyor. Bütün bunların içinde başta belediyeler, çünkü içme sularını tedarik ediyorlar. 50 yıllık planlar yapıyorlar, 100 yıllık planlar yapıyorlar ama içme suyu yetmiyor. O zaman sizin de hatanız var milletinde hatası var. Yıkama, bahçe sulama ve benzeri bir takım problemli işlerin yanı sıra bunların bilincini üretip diğer su kaynaklarımızı şahıslar yada özel sektör gaspdeceğine , yerel yönetimler gasp etse daha iyidir. Hiç olmazsa koruruz. Kimseye vermeyiz su hepimizin olur. O zaman içme suları üzerinde ki baskıları azaltmış oluruz. Dolayısıyla bizim kente su zenginliğini, suyun menbası Bingöl olan Bin-Göl olarak anımsanan bir yerde sudan bahsediyoruz. Yaz ve kış dönemlerinde bile içme suyumuz yetmiyor. Kim hesap etti bunu? Su projeksiyonunu hesap edenler ya yanlış yaptı yada bunu idare edenler, ya da kullananlar yanlış yapıyor. Şimdi kullananlara bakıyorsunuz parasını ödüyorlar, çok yanlış yapacaklarını sanmıyorum. Para ödeyen biri bu ay yüz ödemişse bir sonra ki ay tedbir alıp o zaman bunu düşürür. O zaman bir yanlış var bu yanlışı düzeltmenin yolu da suyu sevmekle başlar. Sevgi, ilgi ve bilgi ile.”

 

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: “Murat, Nehri, dünyada, ilk, ondaydı”,
Yorumlar
Haber Yazılımı