Haber Detayı
16 Nisan 2019 - Salı 00:46
 
Tarihi Höyük yol çalışmalarında tahrip edilmiş
Solhan İlçesinde bulunan Urartulardan kalma Norik Höyüğü’nün, bölgede yapılan demiryolu ve karayolları çalışmalarında tahrip edildiği bildirildi.
GÜNDEM Haberi
Tarihi Höyük yol çalışmalarında tahrip edilmiş

Haber: Ömer Şanlı

Elazığ Müze Müdürlüğü tarafından Solhan İlçesinde bulunan Norik Höyük’te yapılan kazı çalışması ile ilgili ön değerlendirme makalesi, Fırat Üniversitesi Harput Araştırmaları Dergisi’nde yayınlandı.

Fırat Üniversitesi İnsani ve Sosyal Bilimler Fakültesi Arkeoloji Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Abdulkadir Özdemir, Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürü ve Norik Höyük Kazı Başkanı Ziya Kılınç, Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Araştırmacısı Yusuf Ağtaş, arkeologlar Ergün Demir, Mikail Tofur, Bilal Aydın ve Ercan Kan tarafından yapılan araştırmada, Norik Höyüğü ile ilgili bilgilere yer verildi.

Solhan İlçesi Murat köyü sınırları içerisinde yer alan, Murat Nehri kenarındaki Murat (Norik) Höyük’te 2018 yılında gerçekleştirilen kurtarma kazılarında elde edilen bulgularla ilgili bilgilerin paylaşıldığı çalışmada, höyükte yapılan kazılarda Orta Demir Çağı’na ait buluntulara rastlandığı belirtildi.

Yerleşimde tespit edilen tek kültür tabakası içerisinde mimari olarak bir kale yapısına ait temel kalıntıları ve bu yapıyla bağlantılı çeşitli küçük buluntulara ait örneklere rastlandığı ifade edilen araştırmada, “Burada yapılan kurtarma kazılarında ele geçen buluntular arasında seramikler Urartu dönemi seramiklerinin taşra versiyonları iken diğer ele geçen camdan yılan başlı bileklik; iğne, bileklik, küpe, fibula ve kemer parçası gibi bronz objeler dönemin önde gelen Urartu merkezlerinden gelen örneklerin karakteristik özelliklerini yansıtır. Bingöl’ün ilk sistemli arkeolojik kazısı olma özelliği gösteren Murat (Norik) Höyük’te yapılan kurtarma kazıları, MÖ 1. binyılın ilk yarısında Doğu Anadolu Bölgesi’ni egemenliği altına alan Urartu Krallığı’na ait verilere yeni katkılar sunacağı açıktır” denildi.

-135X85 METRE BÜYÜKLÜĞÜNDE-

Murat (Norik) Höyük yerleşmesinin, Murat Nehri kenarında doğu-batı uzantılı 135x85 metre büyüklüğünde ve 18 metre yükseklikte oval formlu doğal bir tepenin üzerine kurulduğu belirtilen araştırmada, “Murat (Norik) Höyük olarak tescillenen yerleşimin yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, direk ana kaya üzerindeki zemine oturtulmuş ve tek kültür katmanı ile temsil edilen bir kale yerleşimi olduğu anlaşılmıştır.

Bingöl Havzası/Ovası ve çevresi Orta Pliyosen sonlarında belirmiş, Üst Pliyosen sonlarında ortaya çıkmış ve Pleistosen dönemin sonlarına doğru ise günümüzdeki şeklini almıştır. (Tonbul 1990: 340). Bingöl, Murat ve kollarının fazlaca gömülmediği bir plato görünümündedir. (Yücel 1987: 144). Zaman içerisinde gerçekleşen jeomorfolojik olaylarla Murat nehrinin yatağına az gömüldüğü anlaşılmaktadır. Holosen dönemde Murat Nehri yer yer menderesler çizerek vadi tabanlarını ova yüzeyinden 50 ile 150 metre arasında değişen derinlikte yardığı belirlenmiştir. (Tonbul 1990: 344). Akarsuların aşındırma ve biriktirme faaliyetleri topografyanın şekillenmesinin yanı sıra prehistorik dönemlerde yer seçiminde de etkin rol oynadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda yüksek dağların derin vadilerinden akan ve debisi oldukça yüksek olan Murat Nehri, menderes yaptığı ve sığlaştığı bir alanın Demir Çağı’nda yerleşim alanı olarak seçilmesinde coğrafyanın büyük bir etkisi olduğu görülmektedir. Murat Nehri kenarındaki yerleşim stratejik bir konuma sahiptir” denildi.

-DEMİRYOLU ÇALIŞMALARINDA TAHRİBATA UĞRADI-

Norik Höyüğü’nün bölgede yapılan demiryolu ve karayolu çalışmaları nedeniyle zarar gördüğü belirtilen çalışmada, “Yerleşme, köy yerleşiminin yakınında kalması ve hemen yanından demiryolu ve karayolu geçmesi sebebiyle çok tahribata uğramıştır. Yakın zamana kadar yerleşimin üzerinde modern bir yapı bulunmaktaydı. Yerleşmenin batısından ve kuzeyinden de geçen demiryolu ağının inşası sırasında, sorumlu mühendis tarafından, yerleşme üzerine bir ev inşa edilmiştir. Bu evin inşası yerleşmeye zarar vermiştir. Güneyinden geçen karayolu çalışmaları sırasında yerleşmenin güney etekleri de tahrip olmuştur. Ayrıca yerleşmenin üzerinde bir bayrak direği yer almaktaydı. En büyük tahribat ise yerleşmenin doğusunda ve batısında olmuştur. Bu alanlardan yol yapım çalışmaları için iş makineleri ile toprak alınmıştır. Buradan oluşan kesitte yerleşmenin ana kaya üzerine oturan oval görünümlü doğal bir tepe üzerinde yer aldığı tespit edilmiştir” denildi.

 

 

 

 

-MURAT (NORİK) HÖYÜĞÜ 2018 YILI KAZI ÇALIŞMALARI-

Norik Höyük’te yapılan kazı çalışmaları ile ilgili şu bilgilere yer verildi:

Murat (Norik) Höyük’te arkeolojik araştırmalar 2018 yılında başlamıştır. Kazı yöntemi olarak Plankare Sistemi tercih edilmiştir. Kazıya başlamadan önce yerleşme plankare sistemine göre, 10x10 metrelik karelere bölünmüş ve bu sisteme göre tek tabaka olduğu tespit edilen yerleşmenin mimarisi bir bütün olarak ortaya çıkarılmıştır. Yüzey toprağının hemen 10 cm altında, modern bir evin temel kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı aynı zamanda höyüğün 50-100 yıl önceki yüksekliği hakkında bilgi vermektedir. Yöre halkı ile yaptığımız konuşmalarda evin inşası sırasından yerleşmenin yüzeyinin düzlendiği ve yapının inşası için yaklaşık 50 cm ile 1 metre arası temel kazıldığı belirtilmiştir. Bu yüzden de yerleşmenin yüzeyini yaklaşık yüzyıl önce 2 metre daha yüksekte düşünmek gerekir.

-SAVUNMA AMAÇLI KALE OLABİLECEĞİ DÜŞÜNÜLÜYOR-

Yerleşmenin üzerindeki modern yapı kaldırıldıktan sonra Orta Demir Çağı’na ait temel kalınlıkları 1.5-2.5 metre arasında değişen savunma yapısı ortaya çıkarılmıştır. Ana kaya üzerine oturan bu yapının temel taşları çamur harç ile tutturulmuştur. Fonksiyon olarak yapının, güneybatısında asıl yerleşmenin yer aldığı Norik-II Höyüğü ile birlikte düşünüldüğünde, höyüğün stratejik konumunu da göz önünde bulundurularak, buranın savunma amaçlı bir kale olarak kullanılmış olabileceği düşünülmektedir. Bu mimari yapı direk ana kaya üzerindeki zemine oturtulmuş ve tek kültür katmanı ile temsil edilmektedir. Bu kültür katmanı ise Orta Demir Çağı/Urartu Krallığı’na tarihlendirilmektedir.

-YAPIDA KÜÇÜK ODALAR YER ALIYOR-

İlk verilere göre doğal bir tepe üzerinde yer alan kaleye ait mimari kalıntılar taş temel üzerine kerpiç üst yapıdan oluşmaktadır. Üst bölüm kerpiç olduğu için günümüze dair çok az veri ele geçmiştir. Yapının kuzeydoğu güneybatı uzantılı karşılıklı uzanan 1.5- 2.5 m. arası değişen kalınlıktaki sur duvarlarının belirli aralıklara dışarıdan payelerle desteklendiği tespit edilmiştir. Kalenin kalın duvarları içerisinde geniş bir orta avlu ve avlunun karşılıklı her iki yan tarafında günlük kullanıma ait küçük odalar yer almaktadır. Yapının içerisinde ve dışarısında her hangi bir süslemeye ait bir iz ele geçmemiştir. Sadece avluda bir adet taş sütun kaidesi ortaya çıkartılmıştır. Kale içerisinde yer alan ve farklı işlevlerde kullanılan küçük mekânların bölme duvarları ile birbirinden ayrıldığı görülmüştür. Bu duvarlardan bazılarının yüzeyinde çamur sıva kalıntıları tespit edilmiştir. Yüksek bir ısıya maruz kalarak günümüze kadar ulaşan çamurdan sıva kalıntılarının kırmızı bir renk aldığı ve günümüze kadar geldiği anlaşılmaktadır. Kalenin özellikle kuzeyindeki kuzeydoğu-güneybatı uzantılı sur duvarının kuzey kısmında çok sayıda duvardan yıkılmış döküntü taşlar tespit edilmiştir. Herhangi bir yangın veya saldırı kalıntısına rastlanmadığından ötürü yıkıntı muhtemelen bir deprem sonucunda oluşmuştur.

-FIRIN TESPİT EDİLDİ-

Prehistorik dönemlerden itibaren içinde yaşayanların temel ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde oluşturulan mekânların taşınmaz mekân içi öğeleri arasında yer alan ocak, fırın, seki, silo vb. alanları mekân sakinlerinin kullanım önceliğine göre hane içinde konumlandırılmıştır. Bu bağlamda kalenin doğu ve batı taraflarındaki mekânların daha çok askerlerin günlük ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Kalenin geniş üstü açık olan orta kısmı ise avlu olarak kullanılmıştır. Kalenin tahrip edilmiş batı kısmında, kaledeki askerlerin günlük ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ekmek yapımında kullanılan bir adet pişmiş toprak hamur teknesi ve ekmek pişirmede kullanılan bir adet pişmiş toprak tandır in situ bir şekilde ele geçmiştir. Kalenin doğu kısmında, avlu ile mutfak olarak kullanıldığı düşünülen mekâna 1 metre genişliğindeki bir kapı boşluğundan girilir. Mekânın içinde bir adet pişmiş toprak ocak ile etrafında yoğun bir kül dolgusu tespit edilmesi, ocağın hemen yanı başında alt öğütme taşının bulunması ve mekânın tabanında in situ olarak günlük kullanıma ait çanak çömlekler ele geçmesi ve mekânın boyutları da göz önüne alındığında buranın mutfak olarak kullanılmış olabileceği düşünülmüştür.

-İŞ MAKİNELERİYLE TAHRİP EDİLDİ-

Kalenin iş makineleri ile tahrip edilen batı kısmında yapılan çalışmalarda, oldukça tahrip edilmiş dörtgen forma sahip bir mekân ortaya çıkarılmıştır. Mekânın ana kaya oyularak özenle inşa edildiği, kayaların üzerinde tespit edilen taşçı aletlerine ait izlerden anlaşılmaktadır. Yaklaşık 5.20x4.20 boyutlarında olan mekânın tüf karışımı volkanik bir kayaç olan İgnimbirit taşından düzgün yüzeyli kesme taşlarla inşa edilmiş bir mezar odası olduğu düşünülmektedir. Mezar odasının girişi batıda olup büyük bir kısmı tahrip olmuş diğer yan duvarlarının ise temel seviyesinde birkaç taş sırası korunarak günümüze ulaşmıştır. Mezar odasından sadece batısında karbonize olmuş ahşap parçaları ve güneydoğu köşesinde Urartu dönemi bronz işçiliği gösteren kemer parçaları ele geçmiştir. Bitki motifleri ile bezendiği anlaşılan kemerin üstte ve altta konturları bellidir ve düzenli aralıklarla delikler bulunmaktadır. Mezar odasının yer aldığı alan, yöre halkı ile yaptığımız konuşmalarda yakın dönemde iş makineleri ile toprak alımı sırasında aşırı bir tahribata uğradığı anlaşılmıştır. Kazı çalışmaları sırasında da karşılaşılan güncel buluntular bu durumu kanıtlamıştır.

-KAPLAR BULUNDU-

“Kırmızı perdahlı Urartu seramiği” olarak adlandırılan Urartu dönemi çanak çömleklerinin, krallığın merkezi olan Van Gölü Havzası’ndan uzaklaştıkça kalitesinin düştüğü bilinmektedir. Merkezin dışında muhtemelen daha taşra, fakir halk veya Urartulu olmayan farklı yöre halklarının bu tür seramiği daha az kullandıkları ve malların kalitesi açısından çok farklı olduğu anlaşılmıştır (Çilingiroğlu 1997: 134). Murat (Norik) Höyük yerleşmesinde ise genelde açık formların görüldüğü çanak çömlekçiliğin kalite açısından çok farklı olduğu görülmüştür. Bu bağlamda yerleşmede siyahımsı, grimsi, devetüyü ve kahverenginin koyu ve açık tonlarında değişen hamur renklerine sahip kaplar ele geçmiştir. Kaplar, orta ve kaba nitelikte hamur ve içerisinde ince orta ve iri boyutta taşçık katkılı olup, iyi veya orta derecede pişmiş ve kalın cidarlıdır. Yüksek ve orta derecedeki ısıda tam pişmiş veya gri özlü pişmiştir. Kapların yüzeyi düzgün yüzeyli olup, el yapımı kaplarda kaliteli perdah uygulanmış ve genelde astar renginde sıvazlama yapılmıştır. Bunlara ek olarak az sayıda kırmızı astarlı sermikte ele geçmiştir. Genel olarak elde ve çarkta biçimlendirilen kapların, Doğu Anadolu MÖ 1. binyıl geleneğiyle benzer özellikler sergiledikleri tespit edilmiştir.

En yaygın formlar arasında içe ve dışa çekik dudaklı geniş ağızlı, dibe doğru daralan düz dipli yayvan, derin veya halka dipli çanaklar; geniş veya dışa çekik ağızlı, bazen kalın dudaklı, iç bükey boyunlu veya kısa boyunlu, bazen keskin omurgalı, şişkin gövdeli, dibe doğru daralan oval veya düz dipli çömlekler; geniş ağızlı veya hafif içe dönük ağızlı, basit dudaklı, dibe doğru hafif daralan düz dipli kâseler; hafif içe dönük veya dışa çekik basit ağızlı, basit dudaklı, ağızdan dibe doğru daralan, yuvarlak, oval veya düz dipli minyatür kaplar görülmektedir. Ayrıca şişkin gövdeli, dibe doğru daralan küçük düz dipli kulplu testi; geniş ağızlı, dibe doğru daralan düz dipli bardak ve hafif dışa çekik ağızlı, hafif şişkin gövdeli aşağı doğru daralan düz dipli, dikey kulplu maşrapa ve basit düz ağızlı huni boyunlu çanak da görülen formlar arasındadır. Bezeme genellikle yoktur ama az da olsa çanaklarda dudak kısımlarında tek sıra yiv, çömleklerde boyundan omuza geçişte veya boyun bitiminde kabartmalı oluk bezeme görülmektedir. Çanak çömlekler üzerinde genelde dikey ve yatay kuplar görülür.

Çanak çömleklerin yanı sıra, üstü bezemeli veya bezemesiz yuvarlak formlu tutamaklı kapaklar, bikonik, konik ve yarımküre biçimli ağırşaklar, bikonik biçimli tezgâh ağırlıkları ele geçen diğer pişmiş toprak buluntular arasında yer almaktadır. Kaleden ele geçen diğer buluntular arasında öğütme taşları, çakmaktaşları, camdan gövdesi spiral bezeli uç kısmı yılan başlı bileklik ve boncuk yanı sıra, bronz eserlerden iğne, küpe, bileklik, çivi, fibula ve kemer parçaları yer almaktadır.”

-DEĞERLENDİRME VE SONUÇ-

Norik Höyük ile ilgili şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Murat (Norik) Höyük yerleşmesi, mimarisi, seramikleri ve bronz eserlerinin form, biçim, bezeme, bronz işçiliği, inşa tekniği gibi belirgin özelliklerinden dolayı yaklaşık olarak MÖ 1. binyılın ilk yarısına, Orta Demir Çağı/Urartu Krallığı’na tarihlendirilmektedir. Yerleşmenin tam olarak Orta Demir Çağı’nın hangi alt dönemine yerleşmesi gerektiği sorusu yerleşimden alınan karbon örneklerinin Yaş Tarihlemesi yapıldıktan sonra daha da netleşecektir. Doğal bir tepe üzerinde yer alan yerleşme, aslında üzerindeki tek kültür katmanı ile temsil edilen savunma amaçlı inşa edilmiş kale yapısından ibarettir.

Kalenin doğu kısmında yoğun bir kül dolgusu içerisinde Orta Demir Çağı özelliği gösteren seramikler mekânın tabanı üzerinden in situ olarak ele geçmiştir. Bu seramik formlarının ve kaledeki diğer ele geçen bronz eserlerin benzerlerine Urartu Krallığı hakimiyetinde olan bütün Doğu Anadolu coğrafyasında rastlandığı görülmektedir. Bununla birlikte Urartu Krallığının merkezinden uzaklaştıkça daha taşra, fakir halk veya Urartulu olmayan farklı yöre halklarının kullandıkları malların kalitesi açısından çok farklı olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda kalede ele geçen buluntulardan; camdan gövdesi spiral bezeli uç kısmı yılan başlı bileklik, bronz eserlerden iğne, küpe, bileklik, fibula ve kemer parçalarının Doğu Anadolu’da çok sık karşılaşılan tipik bir Urartu işçiliğine ait olduğu anlaşılmış olup, işçilik kalitesinin düşük olduğu gözlemlenmiştir. Urartu Krallığı çok gelişmiş bir bronz endüstrisine sahip olduğu ve farklı coğrafyalara üretim fazlası bronz eserleri gönderdiği bilinmektedir (Belli 2004: 39). Özellikle Urartu kemerleri üzerine araştırma yapan bilim insanları tarafından, kemerlerin üzerindeki tasvirlerin stil gelişimine göre, süsleme unsurları ve sahnelere göre, benzer sahnelerin olduğu yazıtlı eserlere göre veya genişliklerine göre MÖ 8. ile 7. yüzyıllar arasına tarihleme yapıldığı anlaşılmaktadır (Akurgal 1968; Kellner 1991; Çilingiroğlu 1997; Çavuşoğlu 2002). Kalenin batı kısmındaki mezar odasından ele geçen bronz levhaların tipik Urartu bronz isçiliğini yansıtan bir kemer parçası olduğu anlaşılmıştır. Bitki motifleri ile bezendiği anlaşılan kemerin üstte ve altta konturları bellidir ve düzenli aralıklarla delikler bulunmaktadır. Urartu kemerlerinin arka yüzlerinin deri ile kaplandığı, uzun ve yan kenarları boyunca açılmış deliklerle kemere tutturulduğu bilinmektedir (Çilingiroğlu 1997: 122; Çavuşoğlu 2002). Ele geçen kemer parçalarının üzerlerini kaplayan korozyon tabakası, tahribat ve küçük parçalar olmasından dolayı benzer örneklerle karşılaştırma ve tarihleme imkânı vermemektedir.

Urartular, MÖ 1. binyılın ilk yarısında, Van Havzası’nın bulunduğu bölgede merkezi bir krallık sistemi kuran, başkenti Van Kalesi/Tuşpa olan, Doğu Anadolu, Kafkas ötesi ve Kuzeybatı İran bölgeleri gibi geniş bir coğrafyada egemenliğini sürdürdüğü bilinmektedir (Belli 2004; Köroğlu 2011; Konyar 2018). Bu dönem özellikle Van bölgesi ve çevresinden iyi bilinmektedir. MÖ 1. binyılın ilk yarısına ait Bingöl’de ise yapılmış herhangi bir arkeolojik kazı bulunmamaktadır. Bu bölge hakkında daha çok V. Sevin’in 1985-1987 yılları arasında gerçekleştirmiş olduğu yüzey araştırmalarından bilgi edinilmektedir (Sevin 1987; 1988; 1989). 2018 yılı Murat (Norik) Höyük kurtarma kazısında ortaya çıkarılan bu mimari yapı ve buluntular değerlendirildiğinde, buranın şimdilik Urartu Dönemine ait bir taşra özelliği gösterdiği anlaşılmaktadır. Bingöl’ün ilk sistemli arkeolojik kazısı olma özelliği gösteren Murat (Norik) Höyük kurtarma kazıları, bölgenin tarihsel gelişimine katkı sunacağı, özellikle 2019 yılı Norik-II Höyüğünde yapılacak olan kurtarma kazıları neticesinde ise Bingöl bölgesinin Urartu Dönemi hakkında daha detaylı bilgiler elde edileceği hedeflenmektedir.”

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Tarihi, Höyük, yol, çalışmalarında, tahrip, edilmiş,
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
Tarihi Höyük yol çalışmalarında tahrip edilmiş
Yorumlar
Haber Yazılımı