Haber Detayı
15 Temmuz 2019 - Pazartesi 00:11
 
UĞUR VE NAZAR İNANIŞI
Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Okan Alay’ın, uğur ve nazar inanışlarıyla ilgili ‘Bingöl ve Tunceli Yöresinde Yaşayan Şafii ve Alevilerde Nazar ve Uğurla İlgili İnanış ve Uygulamalar’ başlıklı çalışması, Folklor/Edebiyat Dergisinde yayınlandı.
GÜNDEM Haberi
UĞUR VE NAZAR İNANIŞI

‘İnsanlık var olduğundan beri varlığı, yaşamı ve doğayı anlamlandırabilmek adına bilimsel bir yaklaşım sergilerken bazen de bir türlü anlamlandıramadığı konuları gerçeklik payı olsun veya olmasın korku ve çaresizlikle doğaüstü bir güce, inanca bağlayarak yorumlamıştır’ diyen Alay, çalışmasında, “Bu inanç ve yönelişte gizli güçlerden korkma, uğur, geleceği öğrenme gibi duygu ve istemler yer alırken bunların bir kısmı dinî kaynakları referans almakta, bir kısmı da doğa ve doğaüstü özelliklerden izler taşımaktadır.

Söz konusu inanışlar ve uygulamalar arasında nazar ve uğur ayrı öneme sahip olup özünde birçok konuya dair önemli bilgiler barındırmaktadır. Bu kapsamda çalışmamızda halk bilimi ve kültürel değerler bakımından nazar ve uğur ile ilgili inanış ve uygulamaların Bingöl ve Tunceli yöresinde yaşayan Şafii ve Alevilerdeki yansımaları değerlendirilmektedir. Yazılı kaynakların yanında saha araştırması ve derlemelerle sözlü kaynaklardan da yararlanılmaktadır. Nazar ve uğur ile ilgili inanışlarda İslamî özelliklerle birlikte, bölgede etkin olan İslam öncesi dönemlerin farklı inanış ve ritüelleriyle kökleri semavî dinler öncesine uzanan pagan inanışlar ve atalar kültünden izler olduğu görülmektedir. Özellikle Alevilerde dikkat çeken Şamanizm, Yaresan ve Zerdüşt tesiri yanında yine hem Alevi hem de Şafiilerde İslam diniyle birlikte Musevîlik ve Hıristiyanlık gibi diğer semavî dinlerin bazı değişim-dönüşümlerle de olsa yansımalarının olduğu saptanmaktadır. Günümüzde birçok inanış ve pratik geçmiş dönemlere göre zayıflasa da yine de varlığını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.

Alay, çalışmasında uğur ve nazar inanışları ile ilgili şu bilgilere yer verdi:

“Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Bölümü’nde yer alan Bingöl ve Tunceli; Anadolu ve Mezopotamya’nın kültürel kavşağında yer almaktadır. Her iki yörede ağırlıklı olarak Zazakî (kirdkî-kirmanckî) ve Kurmancî (kirdasî) dilleri; inanç olarak ise Bingöl’de çoğunlukla İslam inancının Sünnî-Şafii mezhebine ve az da olsa Alevi-Kızılbaş ya da Rayê Heq itikadına mensup iken, Tunceli’de ise Bingöl’deki oranın aksine Sünni toplum azınlıktayken Alevi nüfus daha yoğundur. Adı geçen iki ilde ayrıca yüzyıllara dayanan bir geçmişle Türk/Türkmen kültürü ve yanı sıra Ermeni ve Ezidî kültürünün etkisi vardır.

Genel olarak bölgede çoğunlukla Şafiilik egemen olsa da Bingöl ve Tunceli’de hem Şafiilik hem de Alevilik birlikte yaşamaktadır. Bu çerçevede bölgedeki halkın büyük bir kısmını oluşturan Sünni-Şafii inancı özellikle on ikinci yüzyıldan itibaren Mezopotamya ve Anadolu kavşağında yaygınlaşmaya başlayıp günümüze kadar bu etkinliğini koruyarak gelmiştir.

Diğer taraftan tarihsel süreç içinde meydana gelen uygarlıkların uzamında hayat bularak günümüze ulaşan Alevilik, Anadolu ve Mezopotamya uygarlığı ve İslamî değerlerle de bütünleşerek iç içe geçen inanç ve ritüelleriyle bu coğrafyada varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Alevilik ve onunla ilintili olarak Bâtınilik ve velilik kültürünün Anadolu’daki yayılma sürecinde İslam öncesi inanışlar, Şamanlık anlayışı, atalar kültü, sözlü anlatılar, ritüeller yanı sıra Orta Asya’da İslam’ın yayılmasıyla birlikte Yesevilik benzeri tarikatlarda görüleceği üzere derviş-şairlerin de önemli etkisi olmuştur (Ocak, 2010: 31).

Bu bağlamda öncelikle her iki inanca mensup insanların, “nazar” ve “uğur”la ilgili inanışları tespit edilmiş, sonrasında bu veriler çerçevesinde Şafii-Sünni ve Aleviler arasında doğal olarak farklılıklar olduğu gibi, İslam kozmolojisi dışında kalan bazı ritüel ve inanışlarda dahi birçok benzerliklerin olduğu görülmüştür. Böylece burada ortak inanışlara vurgu yapıldığı gibi ayrıca farklılık gösteren inanış ve uygulamaların neler olduğuna değinilmiştir.

-NAZARLA İLGİLİ İNANIŞLAR VE YAPILAN BAZI PRATİKLER-

Nazar ve nazara bağlı inanışlar neredeyse insanlık tarihiyle yaşıt olup oldukça eski dönemlere kadar uzanmaktadır. İslam dininde de kabul gören nazar inanışı günümüzde artık bilim insanlarının da ilgisini çekerek biyoenerji ile açıklanmaya çalışılan bir olgu olup aynı zamanda halk arasında önemli bir inanış pratiği olarak da varlığını sürdürmektedir.

Nazar inancının temelinde belli kimselerde bulunduğuna inanılan, insanlara özellikle çocuklara, evcil hayvanlara, eve, mala mülke hatta cansız nesnelere de zarar veren, bakışlardan çıkan çarpıcı ve kimi zaman da öldürücü güç düşüncesi yatmaktadır (Örnek, 2000: 169).

Nazarla ilgili olarak Hz. Muhammed’in şöyle dua ettiği söylenir: “Euzu billahi minel-cân ve min ayni’l-insan” (Allah’ım! Sana cinlerden ve insan gözünden[nazar] sığınırım. Sonra İhlâs, Felak, Nas sureleri inince, onları esas aldı ve diğerlerini bıraktı. -Hadis No:7575- (Rudani, 1996: 195).

Nazar inancı İslam öncesi dönemlerde, Musevilik ve Hıristiyanlıkta da görülmektedir. Öyle ki Musevilikteki en eski hurafelerden biri nazardır. İbranîcede bu inanç “ayin ha-ra” (şerrin gözü) şeklinde geçer. Nazardan korunmak için değişik yollar vardır. Bunların en klasiği özellikle Doğu Avrupa Musevileri arasında gelişen, metalden yapılmış, üzerinde dualar yazılı el şeklinde muskalardır (İslam Ansiklopedisi, 1998: 381).

Hıristiyanlıkla ilgili olarak ise 15. yy’da yazılan Malleus Maleficarum’da ortaçağ Avrupa’sında görülen hurafe inanışlar hakkında ilginç bilgiler verilmektedir:

Evlerin kapılarına at nalı asılması, uğursuzluk getirdiğine inanılmasından dolayı on üç sayısının kullanılmaması, aynanın kırılmasının uğursuzluk getireceği, kötü ruhları savmak için ahşap bir nesneye vurulması, baykuşun ötüşünün ölüm habercisi olması, ölü ruhunun yeryüzüne dönmesini önlemek için cenaze sırasında siyah giyilmesi gerektiği gibi pek çok gelenek Hıristiyanlığa ait klasik örneklerdendir (İslam Ansiklopedisi, 1998: 382).

Burada sözü edilen inanışların çoğuna aslında genelde Anadolu coğrafyasında rastlandığı gibi özelde de Bingöl ve Tunceli yöresinde rastlanmakta, ancak bazı pratiklerin bu yörelere mahsus olduğu görülmektedir.

Bu çerçevede nazar inanışlarıyla ilgili olarak görülen bazı pratikleri şöyle sıralamak mümkündür:

-Bingöl’de, kara gözlülerin nazarının değmeyeceği, ancak özellikle “çim gor” olarak adlandırılan mavi gözlülerin nazarının güçlü olduğu inancı hâkimdir. Tunceli’de ise renkli gözlülerin daha çok nazarı olduğuna kanaat getirilerek bu kem gözlerle karşılaşıldığında yere tükürülür.

- Bingöl’de Şafii inançlı toplumda nazardan korunmak için ise şu uygulamalarda bulunulur: Evde kaynayan yağın içine tuz atılarak dua eşliğinde kimin nazarından şüpheleniliyorsa o şahıs veya şahısların adları söylenerek yağda cızırtılarla patlayan tuzla birlikte onun nazarının gitmesi arzu edilir. Bu sırada “nazar puç” denilerek o kişinin nazarının etkisiz olacağına kanaat getirilir.

-Nazara dair Tunceli’de, Bingöl’deki uygulamalardan farklı olarak bir ilginç bir pratiğe daha rastlanılmaktadır: “Çocuğu ölen aileler, çocuk doğduktan sonra saçlarını kesmezler.

Saçlarına nazar boncuğu takılmaktadır.”.

-Ziyaret taşını (Aleviler arasında Tunceli’de özellikle Düzgün Baba, Bingöl’de ise Şeyh Ahmed ziyaretinden) yanında taşımak kişiyi hem nazardan hem de belalardan korur.

- Çocuk ayna ya da parlak bir şeye bakarsa veya çocuğu severken havaya atılıp tutulursa ona nazar değeceğine inanılır.

-Bebeklere nazar değmemesi için, kömür isi bebeğin alnına sürülür.

-Nazar değmemesi için, bebeğin kundağının içine ya da yastığının altına ekmek parçası

bırakılır.

-Nazar değmemesi için hocaya muska yazdırılır. (Birçok yörede görülen ve kanıksanmış bir durum olarak görülen kurşun döktürme Bingöl’de pek yapılan bir nazar inanışı değildir.)

Tunceli’de ayrıca; Nazardan korunmak için kurşun dökme işlemi yapılır. Kurşun dökme uygulamasını ise ancak ‘el verilen’ yani ‘ocak’ denilen kişiler yapmaktadır. Ocak kişiler, nazar değen kişi için tabakta kurşun eritilir. Eritilen kurşun nazar değenin kafasının üzerinde, elekten süzdürülerek içinde su bulunan tabaka dökülür. Tabakta kurşunun aldığı şekle göre, nazar olup olmadığı anlaşılır. Kurşun tabakta aldığı şekil göze benziyorsa nazar değdiğine inanılır. Ondan sonra tabaktaki kurşun yere dökülür. Böylece nazarın geçtiğine inanılır.

- Nazar değdiğinde, kimlerin nazarının değdiği düşünülüyorsa, o kişilerin isimleri bir kâğıda yazılır ve bu kâğıt yakılıp dumanı nazar değen kişiye tutulur.

-Araba, ev gibi pahalı bir şey alınırsa kurban kesilip kurbanın kanından arabaya ya da evin kapısına sürülür.

-Ev halkına nazar değmemesi için muska yapılır. Muskanın içine soğan kabuğu, sarımsak kabuğu ve ‘ayet’el- kürsi’ yazılı bir kâğıt konularak evin tenha bir yerine bırakılır.

-Evleri nazardan korumak için dış kapıların üst kısmına nazar boncuğu, at nalı, sığır veya geyik boynuzu asılır (K9). Tunceli’de ise; At nalı, evin kapısının üst eşiğine, ay yıldız gibi ters takılarak, kapıya çivi ile çakılır. Böylece evin nazardan korunduğuna inanılır. Ayrıca küçük kaplumbağa iskeletleri, arabalara asılarak nazardan koruduğuna inanılır.

-UĞURLA İLGİLİ İNANIŞLAR VE BAZI PRATİKLER-

Halk inanışları arasında nazar inanışında olduğu gibi uğurla ilgili pratiklerde de Bingöl ve Tunceli yöresindeki pek çok uygulama genel olarak birbirine benzemektedir. Söz konusu bu yörelerdeki birçok uygulamanın aynı zamanda Anadolu ve yakın Ortadoğu coğrafyasıyla da bazen paralellik arz ettiği görülmektedir.

Örnek olarak; kara kedi Bingöl ve Tunceli yöresinde olduğu gibi neredeyse tüm Anadolu’da öne çıkan bir sembol olarak dikkat çekmektedir: “Kara kedi görmek bela getirir, kare kediye taş atmak uğursuzluk getirir.”.

Bu örnekteki “kara kedi” sembolünün arkasında aslında tarihin eski dönemlerinin izi olmakla birlikte Hıristiyan inanışının etkisini belirgin olarak görmek mümkündür: “Antik Mısır’da Tanrıça Bast siyah bir kedi olarak tasvir edilirdi. Hıristiyanlarca diğer dinleri çağrıştıran her türlü objenin kötü şans getirdiğine ve dinlerine karşı bir sembol olduğuna inanılırdı. Siyah kedi de dinlerine zarar verecek ve tanrıyla aralarına girecek bir obje olarak görüldü. Hatta Engizisyon Mahkemeleri zamanında kedileri olan kadınlar bir dönem cadılıkla suçlanıp cezalandırılmıştı.” (www. batilitikatlar.com).

Bingöl ve çevresinde aynı zamanda uğurla bağlantılı olarak güçlü bir muska inancı da vardır: Şifa bulmak, rızkı genişletmek, nazardan korunmak, korkudan emin olmak, çalınan eşyayı ortaya çıkarmak ve hırsızı bulmak vb sebeplerle muska yapılır. Hırsızı ortaya çıkarmak için ekmek okunur ve ekmek okununca hırsızın gözlerinin şişeceğine inanılır. Yine ip bağlama geleneği yaygın bir gelenektir. Kimi yörelerde muskaya yüklenen görev ipe yüklenmiştir.

Hastalar ve yeni doğmuş çocuklar için muska yapılır. Türbelere, mezarlıklara, şehitliklere bez bağlanır ve bu eyleme ‘dilek çaputu’ denir. Bu işlemler için de genellikle Çarşamba günü tercih edilir (Karasu, 2004: 67).

Tunceli’de ise Bingöl’deki şeyh ve malanın (molla) yerini, dede yani pir ve seyitler almıştır. Çoğunlukla dede adıyla anılan ve manevî kudret sahibi olduklarına kanaat getirilen bu kişilerin soylarının Hz. Ali’ye dayandığına inanılmaktadır (Yolga 1994: 67). Bu anlamda dedeler, dini önder oldukları gibi toplumsal sorunların çözümünde de rol oynamakta, başta çocuğu olmayanlar, felçliler ve kısmeti bağlı olanlar olmak üzere türlü sıkıntısı olan kişilere yardım etmektedir (Öztürk, 1984: 97).

Bingöl ve Tunceli’de uğurla ilgili olan inanışlardan bir kısmına burada yer vererek onları uğur ve esenlik getireceği düşünülen inanışlar ile uğursuzluk getiren inanışlar olmak üzere iki grupta değerlendirebiliriz.

-UĞUR VE ESENLİK GETİRECEĞİ DÜŞÜNÜLEN İNANIŞLAR-

-Bingöl’de evin içinde görülen sarı renkte, kertenkeleye benzeyen hayvanlar ve ev karıncaları bereket getirir. Onlara zarar verilmemesine dikkat edilir.

-Alevilere göre “tîjê sodirê”de yani güneş doğunca Şeker Baba’ya dönerek dua etmek makbuldür. Tunceli Alevilerinde Munzur Baba türbesinden bir şişe su alınıp eve konulursa uğur ve bereket getireceğine inanılır.

-Bingöl’de bir kişinin ayağın altı kaşınırsa gezmeye gideceğine, elinin kaşınması durumunda ise para kazanacağına inanılırken, Tunceli’de ise bir kimse yanında kırmızı ip taşırsa ona uğur getireceğine inanılır.

-Bingöl’de ekmek pişirirken ekmeğin çok kabarmasının eve bereket getireceğine inanılırken ve yanık ekmeği yiyen kişinin zengin olacağına inanılırken, Tunceli’de yanık ekmeği yiyen kişinin korkusuz biri olacağına kanaat getirilmektedir.

-Tunceli yöresinde de Bingöl’de olduğu gibi gelin ata bindirilirken veya attan indirildikten sonra koca evine girmeden, gelinin tahta kaşık, çömlek ya da cam bir bardak kırması uğurlu sayılır.

-Hem Bingöl’de hem Tunceli’de turna, güvercin, kırlangıç ve guguk kuşu gibi hayvanların uğur getirdiğine inanılır.

-Bingöl’de inanışa göre alınan yeni elbisenin gece cinler tarafından giyilmemesi için elbiseye iğne takılır.

-Yine hem Tunceli’de hem de Bingöl’de birçok yöredeki gibi, ayakkabı ya da terlik çıkarıldığında üst üste gelmesi halinde yolculuğa çıkılacağına, rüyasında birinin öldüğünü gören kimsenin ömrünün uzayacağına, sarılık olan çocuğun başına sarı yazmanın bağlanması halinde iyileşeceğine inanılması gibi pratikler yaygındır.

-Ayrıca gerek Alevilerde gerekse Şafiilerde türbe ziyareti önem arz etmektedir. Türbelerin içi genellikle ziyaretçiler tarafından türlü örtü, bez ve yazma gibi şeylerle donatılmıştır. Bir süre bekletilen bu nesnelerin “teberûk” niteliği taşıdığına ve teberûkü yanında taşıyan kimseye uğur ve bereket getirdiğine inanılmaktadır.

-UĞURSUZLUK GETİRECEĞİ DÜŞÜNÜLEN İNANIŞLAR-

-Tunceli’de hayvanlar ekseninde dikkat çeken inanış, özellikle geyik, dağ keçisi gibi hayvanları öldürmek günah sayılırken kekliğin avlanmasına dair bir men etme söz konusu değildir. Bu hususta yörede yaşayan kişiler şöyle bir bilgiyi naklettiler: “On iki imam günlerinde keklik haricinde herhangi bir hayvan avlanmaz, vurulmaz. Kekliğin 1938’de Dersîm’de öldürülen insanların kanına ayağını ve gagasının batırdığına inanıldığı için hainliğin simgesi olarak görülür.”

-Bingöl’de ve Tunceli’de gerek Sünni gerekse Alevi toplumlarda akşamları, özelliklede cuma akşamı sakız çiğnemek ölü eti çiğnemek gibidir, yine akşamları tırnak kesmek, ıslık çalmak ve evi süpürmek uğursuzluk getirir.

-Gerek Bingöl Sünnilerinde, gerekse Tunceli Alevilerinde ateşi suyla söndürmek uğursuzluk getirir. Bu inanışın İslam öncesi Yarsanî/Zerdüştî inanışının tesiri olarak her iki inanç sisteminde de hâlâ varlığını koruması ayrıca dikkat çekmektedir.

- Alevilikte ateşe su dökülmez, söndürüleceği zaman toprakla kapatılır. Akarsuya tükürülmez, kirletilmez.

-Alevi köylerinde balık yenmez, Cuma akşamları balıkların göllerde toplanıp zikir yaptıkları inancı vardır. Tavşan’ın yenilmesi aybaşı oluşu itibariyle yasaklanmıştır.

-Tunceli ve Bingöl’de her iki yörede de; gelin baba evinden çıkarken, özellikle annesinin arkasından bakması hoş görülmez. Eğer bakarsa, kızın boşanacağı inancı vardır.”

-Aynanın kırılması, boş yere makasın açılıp kapatılması ve kara kediye taş atılmasının kişiye uğursuzluk getirirken ayrıca boş beşiği sallayan kişinin ya hastalanacağına ya da başına bir musibetin geleceğine inanılmaktadır.

-Kıyafet üzerindeyken söküğü diktirmek uğursuzluk sayıldığı gibi iftiraya uğrayacağına inanılmaktadır.

-Yatan bir çocuğun üzerinden atlanırsa çocuğun boyunun kısa kalacağına inanılmaktadır.

-Sünni toplumda iki bayram arasında düğün yapmanın uğursuzluk getireceğine inanılır. Alevilerde ise başka bir uygulamanın uğursuzluk getireceğine inanılır: “Türbe ziyaretine gidildiğinde yakılacak mumun ateşinin bir başkasından alınması uğursuzluk getirilir. Ateş alınırsa o kişiyle rızkın paylaşılacağına inanılmaktadır.”

-Bingöl’de kapının eşiğinde durmak uğursuzluktur, böyle yapan kişinin kısmetinin kapanması inanışı yaygınken, Tunceli’de ise genç bir kişinin, yaşlı birisinin etrafında dönmesi hoş karşılanmaz, uğursuzluk getireceğine inanılmaktadır.

-Yolda yılanın görülmesi, düşman görüleceğine delalet eder. Yaralı bırakılan yılanın, kendisini yaralayan kişiden intikamını er geç alacağına, kendisinde kuyruk acısı bırakan kimsede evlat acısı bırakacağına inanılmaktadır.

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: UĞUR, VE, NAZAR, İNANIŞI,
Yorumlar
Haber Yazılımı